Köşe Yazarları

KAYBOLAN HAYATLAR, KORUNMAYAN ÇOCUKLAR

Bir baba… İki çocuk… Bir silah… Ve yine aynı cümle: “Geçici bir cinnet hali.” Bu ülkede “cinnet” kelimesi, geride kalanların vicdanını rahatlatan bir perdeye dönüştü. O perdeyi araladığımızda ise karşımıza çıkan şey çok daha ağır: ihmal, yalnızlık ve sistemli görmezden gelme. Bir baba iki çocuğunu öldürüp ardından intihar ettiğinde mesele …

Daha Fazla Oku

Türkiye’de Çocukları Korumak: Vicdanın Ötesinde Anayasal Bir Yükümlülük

hüseyin evgin

Türkiye’de bir çocuğun yaşamını yitirmesi, sadece bireysel bir suç ya da ailevi bir trajedi değildir; bu, devletin ve toplumun anayasal sorumluluğunun yerine getirilip getirilmediğine dair ağır bir sorudur. Son dönemde art arda yaşanan çocuk cinayetleri ve görünür hâle gelen akran zorbalığı vakaları, çocukların bu ülkede ne ölçüde korunabildiğini yeniden ve …

Daha Fazla Oku

Nereye Dokunsak Çürüyor

Neye elimizi atsak kolumuz orada kalıyor… Sanki hayatın her köşesi pas tutmuş, her temasımızda biraz daha ağırlaşıyor yükümüz. Yoksulluk artık rakamlarla anlatılamıyor; sofradaki eksik ekmekle, ertelenen faturayla, çocuğun gözünden kaçırılan bir oyuncakla kendini ele veriyor. İnsanlar yoksul değil sadece, yorgun. Umutla yaşayamamanın yorgunluğu bu. Düzen bozuk… Ama bu öyle teknik …

Daha Fazla Oku

AGS ve Mülakat: Akademiye Açılan Kapı mı, Belirsizliğin Duvarı mı?

hüseyin evgin

Türkiye’de akademiye girmek isteyen bir öğrencinin önünde artık iki aşamalı bir engel var: AGS ve mülakat. Kâğıt üzerinde bakıldığında biri “nesnel”, diğeri “tamamlayıcı” olarak sunuluyor. Ancak sahaya inildiğinde ortaya çıkan tablo, ölçme ve değerlendirmeden çok belirsizlik ve güvensizlik üretiyor. AGS, akademik yeterliliği ölçtüğünü iddia ediyor. Oysa sınavın pratiği, öğrencinin düşünme …

Daha Fazla Oku

Basın susarsa, gerçekler yetim kalır…

Bir kahvaltı, bir yemek değil, Onur istiyoruz… 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü… Yine çiçekler, yine davetler, yine belediyelerin verdiği kahvaltılar, yemekler… Fotoğraflar çekildi, masalar kuruldu, “basın emekçileri” hatırlandı. Peki ya sonra? Biz gazeteciler yılda bir gün hatırlanmak istemiyoruz. Bir tabak yemekle, bir fincan çayla geçiştirilecek bir meslek yapmıyoruz. Biz onur …

Daha Fazla Oku

Paşam, Adana Kurtuldu Ama…

Paşam, 20 Ekim 1918’de Adana’ya geldiğinde bu şehir işgal altındaydı. Sokaklarda yabancı askerler vardı, halk yoksuldu ama başı dikti. Ve sen burada, bu topraklarda, bir milletin kaderini değiştirecek cümleyi kurdun. “Bende bu vakayiin ilk hiss-i teşebbüsü burada, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur.” Yani Milli Mücadele’nin kıvılcımı Adana’da yandı Paşam. Bu …

Daha Fazla Oku

5 Ocak: Adana’da Kurtuluşun Hafızası ve Direnişin Ahlâkı

hüseyin evgin

Tarih, bazı şehirleri yalnızca coğrafyalarıyla değil, verdikleri mücadeleyle tanımlar. Adana, bu şehirlerin başında gelir. 5 Ocak 1922, Adana’nın yalnızca işgalden kurtulduğu bir gün değil; bir halkın iradesini, ahlâkını ve onurunu tarihe kazıdığı gündür. Bu tarih, silahlı direnişin ötesinde, toplumsal bir seferberliğin ve kolektif bilincin zaferidir. Mondros Mütarekesi sonrasında Çukurova’nın işgali, …

Daha Fazla Oku

Sessizliğin İçindeki Gürültü

hüseyin evgin

Kütüphaneye giriyorum. Herkes suskun. Ama ortam hiç bu kadar gürültülü olmamıştı. Masalarda kitaplar var; kapağı parlak, sayfaları işaretli. Fakat bu kitaplar bizi başka dünyalara çağırmıyor. Ne bir roman kahramanı bekliyor satır aralarında ne de bir düşünür, “dur ve düşün” diyor. Hepsi aynı dili konuşuyor: netler, denemeler, sıralamalar. Eskiden kütüphaneler, zamanın …

Daha Fazla Oku

Bunca Kokuşmuşluğun İçinde Yaşamak da Bir Sanat…

Bu ülkede yaşamak artık sıradan bir hayat pratiği değil; başlı başına bir dayanıklılık sınavı. Bunca kokuşmuşluğun, çürümüşlüğün, çifte standardın içinde ayakta kalabilmek gerçekten de ayrı bir sanat. Sabah uyandığımızda ilk haber bir kadın cinayeti oluyor. Akşam yatağa girerken bir başka kadının daha hayattan koparıldığını öğreniyoruz. İstatistiklere sıkıştırılmış canlar, rakama indirgenmiş …

Daha Fazla Oku

Menemen: Cumhuriyetin Sınandığı Gün

hüseyin evgin

23 Aralık 1930… Takvim yapraklarında sıradan bir tarih gibi durur. Oysa bu tarih, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesinin, genç bir devletin ne denli hayati bir değer üzerine inşa edildiğini acı bir biçimde hatırlatan kırılma noktalarından biridir. Menemen’de yaşanan olay, sadece bir güvenlik meselesi değildir. Bu hadise, Cumhuriyetin akıl, bilim ve çağdaşlık …

Daha Fazla Oku