hüseyin evgin

Bir Çocuk Okuldan Neden Korkar?

Çünkü bazı yaralar, okul sıralarında açılır; bazı umutlar da yine orada filizlenir.
Bir ülkenin yarınını görmek istiyorsanız, gökdelenlerine değil; sınıflarına bakın.
Çünkü geleceğin mimarları, bugün okul sıralarında oturan çocuklardır. Bir milletin kaderi, o sıralarda büyüyen umutla şekillenir. Bu yüzden eğitim yalnızca ders programlarından ibaret değildir; aynı zamanda vicdanın, merhametin ve insan olmanın da öğretildiği yerdir.
Fakat hepimizi derinden düşündürmesi gereken bir soru var:
Bir çocuk neden okuldan korkar?
Okul…
Adı bile güveni çağrıştırması gereken bir kelime.
Anne ile babanın en kıymetli emanetini gönül rahatlığıyla teslim ettiği yer…
Bilginin, umudun ve geleceğin yuvası…
Öyleyse bazı çocuklar neden sabah okul yolunda sessizleşiyor?
Neden okul zili onlar için öğrenmenin değil, kaygının sesi oluyor?
Çünkü çocuklar, okulu değil; okulda kendilerine nasıl hissettirildiğini hatırlar.
Bir bakış…
Bir söz…
Bir küçümseme…
Bir etiket…
Bazen bunlardan yalnızca biri, bir çocuğun bütün eğitim hayatını gölgelemeye yeter.
Ne yazık ki bazı çocuklar başarısız oldukları için değil, anlaşılmadıkları için kaybolurlar.
Dinlenmek yerine susturulurlar.
Anlaşılmak yerine yargılanırlar.
Desteklenmek yerine dışlanırlar.
Sonra da büyük bir şaşkınlıkla sorarız:
“Bu çocuk neden değişti?”
Oysa değişen çocuk değildir.
Değişen, onun insanlara, kendisine ve hayata duyduğu güvendir.
Diploma, insana öğretmenlik unvanı kazandırır.
Ama eğitimcilik unvanını yalnızca vicdan verir.
Çünkü eğitimcilik, ders anlatmaktan önce insan yetiştirmektir.
Bir çocuğun gözlerindeki korkuyu okuyabilmektir.
Sessizliğinin ardındaki yardım çığlığını duyabilmektir.
Başaramadığında elinden tutabilmek, hata yaptığında onurunu incitmeden yeniden ayağa kaldırabilmektir.
Çünkü onuru kırılan bir çocuğun öğrenme isteği de zamanla kırılır.
Eğitim önce kalbe dokunur.
Kalbine ulaşamadığınız bir çocuğun zihnine de ulaşamazsınız.
Çocuklar birbirine benzemez.
Kimi hareketlidir.
Kimi sessizdir.
Kimi hızlı öğrenir.
Kimi daha fazla zamana ihtiyaç duyar.
Kimi dünyayı bambaşka bir pencereden görür.
Ama hiçbir çocuk, sevgiyi ve saygıyı hak etmek için kusursuz olmak zorunda değildir.
Gerçek eğitim, başarılı öğrenciyi alkışlamakla değil; zorlanan öğrenciyi hayata yeniden bağlayabilmekle başlar.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Farklı olan çocukları ne yapacağız?
Onları sınıfın dışına mı iteceğiz?
Yoksa onları hayata kazandırmanın yollarını mı arayacağız?
Çünkü eğitimin görevi elemek değildir.
Eğitimin görevi yetiştirmektir.
Kapıları kapatmak değil, yeni kapılar açmaktır.
Bu ülkede binlerce fedakâr öğretmen var.
Bir öğrencisinin gözyaşı için uykusuz kalan…
Kendi evladından ayırmadan çocuk yetiştiren…
Bir kitabın, bir kalemin ve sıcak bir tebessümün hayat değiştireceğine inanan gerçek eğitimciler…
Onlar bu mesleğin en kıymetli hazinesidir.
Ancak aynı samimiyetle şunu söylemek de hepimizin sorumluluğudur:
Her öğretmen eğitimci değildir.
Çünkü eğitimcilik, maaş karşılığında yapılan bir meslekten önce; vicdanla taşınan ahlaki bir sorumluluktur.
Çocuklar yıllar sonra matematik formüllerini, tarih bilgilerini ya da dil kurallarını unutabilir.
Fakat kendilerine nasıl davranıldığını unutmazlar.
İnsan zihni bilgileri zamanla siler.
Ama kalp, gördüğü merhameti de gördüğü kırgınlığı da ömür boyu taşır.
Bugün yetişkin olduğu hâlde çocukluğunda duyduğu tek bir cümleyi hâlâ içinde taşıyan milyonlarca insan bunun yaşayan kanıtıdır.
Bir çocuğun kalbini kırmak birkaç saniye sürer.
O kalbi yeniden hayata inandırmak ise bazen yıllar alır.
İşte bu yüzden sınıflarda önce müfredat değil, merhamet konuşulmalıdır.
Çünkü sevginin öğretilmediği yerde bilgi eksik kalır.
Şefkatin olmadığı yerde disiplin baskıya dönüşür.
Vicdanın sustuğu yerde ise eğitim, ruhunu kaybeder.
Unutmayalım…
Bir milletin gerçek zenginliği sahip olduğu binalar, yollar ya da teknolojiler değildir.
Gerçek zenginlik; korkmadan okula giden, kendini değerli hisseden ve hayal kurabilen çocuklarıdır.
Çünkü okul kapısından içeri giren her çocuk, yalnızca bir öğrenci değildir.
O kapıdan içeri geleceğin öğretmeni, doktoru, işçisi, sanatçısı, bilim insanı, hâkimi, çiftçisi ve yöneticisi girer.
Bir çocuğun yüreğinde söndürdüğümüz umut, aslında bir milletin geleceğinden eksilen ışıktır.
Ve hiçbir çocuk, okul kapısından içeri korkuyla değil; güvenle, sevgiyle ve umutla girmelidir.
Çünkü eğitimin başladığı yer sınıf değildir.
Eğitimin başladığı yer, bir çocuğun kendini değerli hissettiği ilk andır.

Bunları da Okuyabilirsiniz

ADANA’DA YER ALTI SULARI TEHLİKEDE GERDAN KÖYÜ SANAYİ SUYU CENDERESİNDE

Adana’nın tarımsal geleceği, kontrolsüz ve izinsiz çekilen yer altı suları nedeniyle ciddi bir krizle karşı …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir