Siyasette dünüyle bugününü aynı anda taşıyabilen kaç siyasetçi kaldı?
Varsa bilen söylesin.
Bulup yakından incelemek gerekir. Çünkü artık dün söylediğinin bugün arkasında duran, bugün söylediğini yarın inkâr etmeyen siyasetçi neredeyse nadir bulunan bir tür hâline geldi.
Dün başka konuşuyor.
Bugün başka.
Yarın ise rüzgâr nereye eserse oraya göre yeni bir cümle kuruyor.
Sonra bütün bunların adına “siyaset” deniliyor.
Oysa her yön değişikliğinin adı siyaset değildir.
Bazen bunun adı yalnızca çıkarın yönünü takip etmektir.
Bazıları için siyaset, fikirlerin ve ilkelerin mücadelesi olmaktan çıkmış; makamı, gücü ve konumu koruma sanatına dönüşmüş durumda.
Rüzgârın yönünü önceden hisseden, dönüş hızını doğru ayarlayan, gerektiğinde rengini değiştirebilen için siyasette her zaman bir yer bulunuyor.
Yeter ki zamanında dön.
Dün yere göğe sığdıramadığını bugün yerden yere vur.
Dün “Asla yan yana gelmem.” dediğinle bugün aynı masaya otur.
Dün düşman ilan ettiğine bugün “değerli dostum” de.
Dün “Asla!” dediğine bugün “Siyasette bunlar normal.” açıklaması getir.
Üstelik bütün bunları yaparken yüzünde en küçük bir mahcubiyet bile olmasın.
Çünkü siyasi hafıza, işine geldiğinde çok güçlü; işine gelmediğinde ise şaşırtıcı derecede zayıf olabiliyor.
Tam da burada Aziz Nesin’in Zübük karakterini hatırlamak gerekiyor.
Zübük yalnızca bir kişi değildir.
Zübüklük, siyasetin içine yerleşebilen bir anlayıştır.
Toplumun ne düşündüğünden çok, toplumun ne duymak istediğini hesaplayan; hakikate göre değil, kalabalığın beklentisine göre konuşan bir anlayış…
Her döneme uygun bir cümle bulabilme yeteneği.
Her iktidara uygun bir pozisyon.
Her rüzgâra uygun bir yön.
Fakat burada önemli bir ayrım var.
İnsan fikrini değiştirebilir.
Hatta bazen değiştirmelidir.
Yanlış düşündüğünü fark eden insanın düşüncesini değiştirmesi zayıflık değil, erdemdir. Siyasetçi de yanılabilir. Dün yanlış gördüğünü bugün doğru bulabilir.
Bunda utanılacak hiçbir şey yoktur.
Ama insan neden değiştiğini anlatır.
“Dün böyle düşünüyordum. Bugün şu sebeple farklı düşünüyorum.” der.
İşte bunun adı samimiyettir.
Fakat hiçbir açıklama yapmadan dün savunduğunun tam tersini bugün savunuyor ve bunu makamın, gücün ya da rüzgârın yönüne göre tekrar tekrar yapıyorsan, orada artık fikir değişikliğinden değil, çıkar değişikliğinden söz etmeye başlarız.
Siyasette en tehlikeli şey fikir değiştirmek değildir.
Asıl tehlike, ilkesizliği siyaset sanmaktır.
Uzlaşmak başka şeydir, omurgasızlık başka.
Diyalog kurmak başka şeydir, çıkar için saf değiştirmek başka.
Rakibinle konuşmak başka şeydir, dün söylediklerini bugün hiç söylememiş gibi davranmak bambaşka.
Elbette şartlar değişir.
Siyaset değişir.
İttifaklar değişir.
Dün birbirine rakip olanlar bugün aynı masada oturabilir.
Bunların hepsi siyasetin doğasında vardır.
Ama her şart değiştiğinde insanın ilkeleri de değişiyorsa, orada hâlâ bir ilkeden söz edebilir miyiz?
Belki de artık siyasetçilerin bugünkü sözlerinden çok, dünkü sözlerine bakmalıyız.
Kim ne demiş?
Neyi savunmuş?
Neye karşı çıkmış?
Kime hangi sözü vermiş?
Sonra ne yapmış?
Bugünkü sözleriyle dünkü sözleri arasında ne kadar mesafe var?
İşte gerçek siyasi muhasebe budur.
Çünkü bir siyasetçiyi anlamanın en kestirme yolu, yalnızca bugün söylediklerini dinlemek değildir.
Dün söyledikleriyle bugün yaptıkları arasındaki mesafeye bakmaktır.
Bugün seçim meydanlarında verilen sözlerin yarını vardır.
Bugün söylenen her sözün bir geçmişi vardır.
Ve siyasetçinin gerçek karnesi, kendi anlattığı hikâyede değil; geçmişte bıraktığı izlerde saklıdır.
Makam geçicidir.
Koltuk geçicidir.
Güç geçicidir.
Seçim geçicidir.
Alkış geçicidir.
Kalabalık geçicidir.
Ama insanın bıraktığı iz kalır.
İyi siyasetçi arkasında yalnızca makam bırakmaz.
Güven bırakır.
Eser bırakır.
Ahlak bırakır.
Kendisinden sonra gelenlere örnek bırakır.
Kötü siyasetçinin ardından ise tek bir soru kalır:
“Bunca yıl ne söyledi ve ne yaptı?”
Asıl mesele siyasette çok fazla siyasetçinin bulunması da değildir.
Asıl mesele, siyasi kimliğin kişisel çıkarın önüne geçememesidir.
Çünkü kimlik, insanın kendisini nasıl tanımladığı değil; zor zamanlarda neyi koruyabildiğidir.
İşler yolundayken herkes ilkeli görünür.
Güç elinizdeyken herkes adaletten söz edebilir.
Asıl sınav, ilkenin bedel ödettiği anda başlar.
Güç kaybetme ihtimali ortaya çıktığında ne yaparsınız?
Koltuk tehlikeye girdiğinde neyi savunursunuz?
Yanınızda kimse kalmadığında hâlâ aynı yerde durabilir misiniz?
İşte siyasetçinin gerçek karakteri orada ortaya çıkar.
Çünkü fırıldak dönmek için rüzgâra ihtiyaç duyar.
İnsan ise yönünü kendi belirler.
Siyasetçinin farkı da burada başlamalıdır.
Rüzgâr nereye eserse oraya dönmek değil…
Rüzgâra rağmen doğru bildiği yerde durabilmek.
Bugün siyasetin ihtiyacı daha hızlı dönenler değil, daha sağlam duranlardır.
Çünkü bir siyasetçinin değeri kaç kez yön değiştirdiğiyle değil, kaç kez bedel ödemeyi göze alarak doğru bildiğinin arkasında durabildiğiyle ölçülmelidir.
Belki de seçmenin artık sorması gereken soru şu:
“Bu siyasetçi bugün ne söylüyor?”
Değil.
“Dün ne söylüyordu ve yarın da bunun arkasında duracak mı?”
Çünkü siyasetçinin gerçek karnesi seçim afişlerinde değil, geçmişindedir.
Gerçek siyasi kimliği makamında değil, makam uğruna nelerden vazgeçmediğinde ortaya çıkar.
Rüzgâr çok.
Dönen çok.
Yön değiştiren çok.
Ama mesele dönmek değil.
Mesele, rüzgâr ne kadar sert eserse essin insan kalabilmek.
Ve belki de siyasetin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur:
Biraz daha az dönüş, biraz daha fazla duruş.
AsHaberAdana.Com ~ Adana'da Haberin Merkezi Adana Gündem – Adana Haberleri – Adana Büyükşehir Haberleri – Adana Haber Ajansı – Adana Gazetesi – As Haber Adana