hüseyin evgin

MEHMET ALİ AYBAR’IN İZİNDE: MİLLİYETÇİLİK Mİ, SOSYALİZM Mİ?

Türkiye’de solun tarihi anlatılırken bazı kavramlar öylesine birbirine karıştırılıyor ki, sonunda herkes aynı şeyleri söylemiş gibi bir tablo çıkıyor.
“Anti-emperyalisttiler.”
“Bağımsızlıktan yanaydılar.”
“Milli kalkınmayı savunuyorlardı.”
Öyleyse hepsi aynı yerde duruyordu!
Hayır.
Tam tersine…
Türkiye solunun özellikle 1960’lı yıllarını anlamak istiyorsak, aynı kelimelerin arkasındaki farklı düşünceleri görmek zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca ne söylendiği değil, neden söylendiğidir.
Milliyetçilik neden savunuluyordu?
Bağımsızlık kimin için isteniyordu?
Kalkınmanın bedelini kim ödüyor, nimetinden kim yararlanıyordu?
Emperyalizm yalnızca dışarıdaki güçlerden mi ibaretti, yoksa içerideki sınıfsal ilişkilerle de bağlantılı mıydı?
Ve en önemlisi:
Sosyalizm insanı özgürleştirecek miydi, yoksa insanı yeni bir devlet düzeninin nesnesine mi dönüştürecekti?
Mehmet Ali Aybar’ı bugün hâlâ önemli kılan, işte bu soruların tam ortasında durmasıdır.
Aybar, Türkiye’de sosyalizmi başka ülkelerin hazır reçetelerinden kopyalamak istemedi.
Türkiye’nin tarihini, toplumsal yapısını, bağımsızlık sorununu ve demokrasi deneyimini dikkate alan bir sosyalizm aradı.
Ama bir şeyi özellikle unutmadı:
Sosyalizmin merkezinde devlet değil, insan olmalıydı.
KIVILCIMLI’DA TARİH, AYBAR’DA ÖZGÜRLÜK
Hikmet Kıvılcımlı ile Mehmet Ali Aybar arasındaki farkı yalnızca siyasi ayrılıklarla açıklamak kolaycılık olur.
Kıvılcımlı’nın temel meselelerinden biri Türkiye’nin tarihsel özgünlüğünü açıklamaktı.
Osmanlı toplum yapısından devlet biçimlerine, tarihsel sürekliliklerden sınıfsal ilişkilere kadar Türkiye’nin kendine özgü koşullarını Marksist bir çerçevede anlamaya çalıştı.
Kendi Tarih Tezi’ni de bu arayışın üzerine kurdu.
Aybar’ın ağırlık merkezi ise başka bir yerdeydi:
Özgürlük.
Aybar’a göre sosyalizm, insanı kapitalizmin sömürüsünden kurtarırken onun özgürlüğünü de elinden alamazdı.
Çünkü kapitalizme karşı çıkmak tek başına yeterli değildi.
İnsanı ezen her düzene karşı çıkmak gerekiyordu.
Sosyalizm adına kurulan bir düzen, insanı susturuyor, düşüncesini baskılıyor, özgürlüğünü sınırlıyorsa Aybar’ın aradığı sosyalizm orada değildi.
Bu yüzden Aybar’ın sosyalizmini “özgürlükçü” yapan şey, sonradan eklenmiş bir süs değildi.
Özgürlük, teorinin merkezindeydi.
MDD’DEN AYRILDIĞI YER: ÖNCE MİLLİ, SONRA SOSYALİST Mİ?
Asıl kırılma noktalarından biri burada ortaya çıkıyor.
Milli Demokratik Devrim anlayışında temel fikirlerden biri, Türkiye gibi ülkelerde önce milli-demokratik aşamanın tamamlanması, ardından sosyalizme geçilmesiydi.
Yani kabaca:
Önce milli kurtuluş.
Sonra sosyalizm.
Aybar’ın itirazı tam da bu ayrımdaydı.
Çünkü ona göre Türkiye’nin bağımlılığı yalnızca dışarıdan gelen emperyalist baskıyla açıklanamazdı.
İçerideki kapitalist ilişkiler de bu bağımlılık düzeninin bir parçasıydı.
O hâlde milli kurtuluşu kapitalist ilişkilerden bağımsız düşünmek mümkün müydü?
Aybar’a göre hayır.
Bu nedenle anti-emperyalizm ile kapitalizm eleştirisini birbirinden ayırmıyordu.
Mesele yalnızca yabancı sermayeye karşı çıkmak değildi.
Mesele, ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığının içeride nasıl bir toplumsal düzenle birlikte kurulacağıydı.
İşte burada Aybar’ın çizgisi belirginleşiyordu.
Bağımsızlık başka, sosyalizm başka değildi.
Birbirinden koparıldığında ikisi de eksik kalıyordu.
MİLLİYETÇİLİĞİ KİMİN ÇIKARINA KULLANACAKSIN?
Burada sorulması gereken soru basittir:
“Milli” dediğimiz şey kimin milli çıkarıdır?
Bir ülkenin bağımsızlığından söz ediyoruz.
Peki o bağımsız ülkede yaşayan emekçi bağımlıysa?
Ekonomik güç küçük bir grubun elinde toplanıyorsa?
Zenginlik toplumun büyük bölümüne ulaşmıyorsa?
Kalkınma denilen şey birkaç kişinin servetini büyütüyorsa?
O zaman kimin kalkınmasından söz ediyoruz?
İşte Aybar’ın milliyetçilik tartışmasına getirdiği en önemli itirazlardan biri burada ortaya çıkıyordu.
Çünkü ona göre “milli” kelimesi, sınıf çelişkilerini ortadan kaldıran sihirli bir sözcük değildi.
Tam tersine, daha fazla soru sormayı gerektiriyordu:
Bağımsızlık kimin bağımsızlığıdır?
Kalkınma kimin kalkınmasıdır?
Milli ekonomi kimin çıkarına hizmet edecektir?
Bu sorular sorulmadan milliyetçilik yalnızca bir slogan hâline gelir.
Aybar’ın meselesi de tam olarak buydu.
Milli bağımsızlığı savunurken emekçinin bağımlılığını görmezden gelmemek.
Ulusal bağımsızlığı, sınıfsal eşitsizliklerin üzerini örten bir perdeye dönüştürmemek.
TÜRKİYE’YE ÖZGÜ SOSYALİZM
Aybar’ın önemli iddialarından biri de şuydu:
Türkiye sosyalizmi, Türkiye’nin gerçeklerinden hareket etmeliydi.
Bu, Marksizmden kopmak anlamına gelmiyordu.
Tam tersine, Marksizmi dogmatik bir reçeteye dönüştürmeme çabasıydı.
Kıvılcımlı Türkiye’nin özgünlüğünü tarih üzerinden açıklamaya çalışıyordu.
MDD, Türkiye’nin devrim stratejisini aşamalar ve öncü güçler üzerinden kuruyordu.
Aybar ise Türkiye’ye özgü sosyalizmi özgürlük ve demokrasiyle birlikte düşünüyordu.
Üç farklı yaklaşım.
Üç farklı ağırlık merkezi.
Kıvılcımlı: Tarih.
MDD: Devrimin aşamaları.
Aybar: Özgürlük.
Türkiye solunun tarihini tek bir kalıba sokmaya çalıştığımızda kaybolan şey tam da budur.
Farklılıklar.
Tartışmalar.
Arayışlar.
Ve Türkiye’ye özgü bir sosyalizm arayışının kendi içindeki mücadele.
AYBAR’I BUGÜN NEDEN OKUMALI?
Çünkü Aybar’ın tartışması yalnızca geçmişin bir tartışması değildir.
Sorusu hâlâ canlıdır:
İnsanı özgürleştirmeyen bir sosyalizm mümkün müdür?
Bağımsızlık adına demokrasi ertelenebilir mi?
Milli çıkar adına sınıfsal eşitsizliklerin üzeri örtülebilir mi?
Ekonomik büyüme, sosyal adalet olmadan gerçekten toplumsal kalkınma sayılabilir mi?
Aybar’ın düşüncesinde sosyalizm yalnızca üretim araçlarının mülkiyetine ilişkin bir mesele değildir.
Aynı zamanda insanın nasıl yaşayacağı meselesidir.
Nasıl konuşacağı…
Nasıl düşüneceği…
Nasıl örgütleneceği…
Nasıl özgürleşeceği…
Bu yüzden Aybar’ın sosyalizm anlayışında özgürlük tali bir konu değildir.
Sosyalizmin varlık nedenlerinden biridir.
“MİLLİYETÇİ SOSYALİZM” DİYECEKSEK…
Bugün “milliyetçi sosyalizm” gibi bir kavram kullanacaksak, önce neyi kastettiğimizi açıkça söylemek zorundayız.
Etnik üstünlükçü bir milliyetçilik başka şeydir.
Bağımsızlıkçı, halkçı ve anti-emperyalist bir yurtseverlik başka.
Aybar’ı tartışırken asıl mesele de burada başlar.
Çünkü Aybar milleti sınıfların yerine koymuyordu.
“Milli çıkar” diyerek sınıfsal çelişkileri ortadan kaldırmıyordu.
Tam tersine, milli bağımsızlığın sosyal adaletle tamamlanması gerektiğini savunuyordu.
Onun açısından mesele bayrağın büyüklüğü değildi.
O bayrağın altında yaşayan insanın nasıl yaşadığıydı.
Devletin bağımsızlığı kadar yurttaşın özgürlüğüydü.
Ülkenin kalkınması kadar o kalkınmanın nasıl bölüşüldüğüydü.
Ve sosyalizm adına konuşurken en sonunda dönüp bakılması gereken yer yine aynıydı:
İnsan.
MESELE ETİKET DEĞİL, İNSANDIR
Aybar’ı yalnızca “milliyetçi sosyalist” diye etiketlemek, onun düşüncesinin genişliğini daraltabilir.
Çünkü Aybar’ın asıl meselesi, milliyetçilik ile sosyalizmi yan yana koymak değildi.
Asıl mesele şuydu:
Bağımsızlık ile sosyalizm birbirinin alternatifi olmak zorunda mıydı?
Onun cevabı hayırdı.
Fakat bunun bir şartı vardı:
Sosyalizm özgürlüğü yok etmeyecek.
Bağımsızlık demokrasiyi ertelemeyecek.
Milli çıkar, sınıfsal eşitsizliklerin üzerini örtmeyecek.
Çünkü insanı ezen, susturan ve özgürlüğünü yok sayan bir düzen; hangi bayrağın altında kurulursa kurulsun, insanın kurtuluşunu sağlayamaz.
İşte Aybar’ın asıl mirası burada yatıyor.
Kıvılcımlı’nın tarih tartışmasıyla…
MDD’nin devrim stratejisiyle…
Yön hareketinin milli kalkınma ve bağımsızlık arayışıyla…
Aybar’ın özgürlükçü sosyalizmi aynı tarihsel dönemin içinde tartışıldı.
Ama aynı şeyi söylemediler.
Ve zaten tarih, herkesin aynı şeyi söylediği yerde değil;
farklı fikirlerin birbirleriyle hesaplaştığı yerde anlaşılır.
Bu yüzden Aybar’ın sorusunu yeniden sormakta fayda var:
“Milliyetçi mi olacağız, sosyalist mi?”
Belki de yanlış soru budur.
Asıl soru şudur:
Bağımsız, demokratik, özgür ve sosyal adalete dayalı bir Türkiye’yi nasıl kuracağız?
Çünkü mesele hangi etiketi taşıdığımız değil.
Mesele, o etiketin altında insanın ne kadar özgür olduğudur.

Bunları da Okuyabilirsiniz

ASKİ araç filosunu güçlendiriyor

Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer ve ASKİ Genel Müdür Vekili Emrah Kaplan, ASKİ …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir