hüseyin evgin

Mehmet Ali Aybar’ın İzinde: Milliyetçilik, Bağımsızlık ve Sosyalizm

Türkiye’de milliyetçilik üzerine konuşmak çoğu zaman kavramın kendisini tartışmaktan çok, ona yüklenen anlamlar üzerinden saflaşmak demek. Kimi için milliyetçilik yalnızca kimlik ve aidiyet, kimi için devletin bekası, kimi içinse başka milletlere karşı üstünlük iddiası.
Oysa Türkiye’nin yakın tarihine, özellikle Millî Mücadele’nin siyasal mirasına baktığımızda başka bir damar da görülür: bağımsızlığı, halk egemenliğini ve anti-emperyalizmi merkeze alan bir milliyetçilik.
Mehmet Ali Aybar’ın düşüncesi bu damarı yeniden düşünmek açısından önemlidir.
Aybar için mesele “milliyetçi mi, sosyalist mi?” sorusuna sıkışmaz. Asıl soru, nasıl bir milliyetçilik ve nasıl bir sosyalizm?
Çünkü kendi ülkesinin bağımsızlığını savunmak, başka halkların özgürlüğünü reddetmek anlamına gelmez. Kendi kaderini tayin hakkını savunan bir anlayış, aynı hakkı başkaları için de tanımak zorundadır.
Aybar’ın milliyetçilik anlayışının temelinde de bu düşünce vardır.
Bağımsızlığın İçini Doldurmak
Millî Mücadele’nin temelinde emperyalizme karşı bağımsızlık iradesi bulunur. Bu nedenle Atatürk milliyetçiliğini yalnızca kimlik ve aidiyet üzerinden okumak, onun bağımsızlıkçı karakterini eksiltir.
Ancak bağımsızlığı yalnızca siyasi egemenlikle sınırlamak da yeterli değildir.
Bir ülkenin kendi bayrağına ve devletine sahip olması, ekonomik açıdan bağımsız olduğu anlamına gelmez. Kendi kaynakları üzerinde yeterince söz sahibi olmayan, dışa bağımlı bir ekonomik yapının siyasal kararları sınırladığı bir ülkede bağımsızlık kavramının ekonomik boyutu da tartışılmalıdır.
Aybar’ın sosyalizme yönelmesinin önemli nedenlerinden biri bu sorudur:
Siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık olmadan ne kadar tamamlanmış sayılabilir?
Burada sosyalizm, milliyetçiliğin karşısına değil, bağımsızlık düşüncesinin ekonomik boyutuna yerleşir.
Mesele yalnızca zenginliğin nasıl bölüşüleceği değildir. Daha temel soru şudur:
Toplumun ürettiği değerin üzerinde kim söz sahibi olacaktır?
Bu soru bizi doğrudan halkçılık meselesine götürür.
Halkçılık ve Ekonomik Egemenlik
Aybar’ın Atatürkçülükle kurduğu ilişkinin önemli kavramlarından biri halkçılıktır.
Halkçılık, halkın yalnızca seçimlerde oy kullanan bir kitle olması değil, devlet ve toplum düzeninin gerçek öznesi olmasıdır.
Fakat burada siyasi egemenlik ile ekonomik güç arasındaki ilişki ortaya çıkar.
Halk siyasi olarak egemense, fakat kendi hayatını doğrudan etkileyen ekonomik kararlar üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değilse, siyasal egemenlik ile ekonomik güç arasında bir boşluk oluşur.
Aybar’ın sosyalizmi bu boşluğu tartışmaya açar.
Bu nedenle onun düşüncesinde bağımsızlık ve sosyalizm arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bağımsızlık ülkenin kendi geleceğini belirleyebilmesini; sosyalizm ise bu geleceğin toplumun geniş kesimlerinin çıkarları doğrultusunda şekillenmesini gündeme getirir.
Fakat Aybar’ın sosyalizm anlayışını yalnızca ekonomik eşitlik üzerinden okumak da eksik olur.
Çünkü onun için bir başka temel mesele vardır:
Özgürlük.
Sosyalizm İnsan İçindir
Aybar’ın “güler yüzlü sosyalizm” anlayışının arkasındaki temel düşünce, sosyalizmin insan üzerindeki bir amaç hâline getirilmemesidir.
İnsan sosyalizm için değil, sosyalizm insan içindir.
Bu yaklaşım, Aybar’ın Sovyet modeline yönelik eleştirilerinin de önemli bir boyutunu oluşturur. Ona göre sosyalizm başka bir ülkeden hazır bir kalıp olarak alınamaz. Türkiye’nin kendi tarihsel koşulları, toplumsal yapısı ve demokratik ihtiyaçları dikkate alınmalıdır.
İnsanın özgürlüğünü ve demokratik haklarını ortadan kaldıran bir düzeni yalnızca kendisine “sosyalist” dediği için savunmak, Aybar’ın sosyalizm anlayışıyla bağdaşmaz.
Bu yüzden Aybar’ın sosyalizmi iki şeyi aynı anda savunmaya çalışır: ekonomik ve toplumsal eşitlik ile insan özgürlüğü.
Bu ikisinden biri diğerinin pahasına feda edildiğinde Aybar’ın düşüncesindeki denge bozulur.
Milliyetçilik Şovenizm Değildir
Aybar’ın milliyetçilik anlayışının bir başka önemli tarafı, bağımsızlık ile başka halklara düşmanlık arasında zorunlu bir bağ kurmamasıdır.
Bir milletin kendi kaderini tayin hakkını savunmak, başka milletlerin aynı hakkını reddetmek değildir.
Tam tersine, kendi bağımsızlığını ilke olarak savunan bir anlayışın başkalarının bağımsızlık hakkını da tanıması gerekir.
Bu nedenle Aybar’ın milliyetçiliğini şovenizmden ayırmak gerekir.
Buradaki milliyetçilik, milletlerin birbirine üstünlüğünü değil, kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmalarını esas alır. Anti-emperyalizm de bu çerçevede anlam kazanır.
Emperyalizm yalnızca askerî işgal değildir; siyasal ve ekonomik bağımlılık ilişkileri de bağımsızlık sorununu gündeme getirir.
Atatürkçülük ile Sosyalizm Arasındaki Bağ
Aybar’ın Atatürkçülük ile sosyalizm arasında kurduğu ilişki rastgele değildir. Bu ilişkiyi özellikle bağımsızlık, halkçılık ve anti-emperyalizm üzerinden kurar.
Millî Mücadele’nin bağımsızlıkçı mirasını sosyalist bir perspektiften yeniden yorumlar.
Ancak bu, Atatürkçülüğü bütünüyle sosyalizme indirgemek ya da sosyalizmi Atatürkçülüğün içine eritmek anlamına gelmez. Daha çok, iki düşünce arasındaki kesişim alanlarını ortaya çıkarmaya yönelik bir çabadır.
Aybar açısından sosyalizm de Türkiye’ye dışarıdan aktarılacak hazır bir model değildir. Türkiye’nin kendi tarihsel ve toplumsal gerçekliğinden hareket etmelidir.
Dolayısıyla onun yaklaşımı, Türkiye’de sosyalizmin hem bağımsızlıkçı hem de özgürlükçü bir karakter taşıması gerektiği düşüncesine dayanır.
Asıl Soru: Kimin Bağımsızlığı?
Bütün tartışmayı tek bir soruda toplamak mümkün:
Bir ülkenin bağımsızlığı kimin bağımsızlığıdır?
Devletin mi?
Ekonomik gücü elinde bulunduranların mı?
Yoksa toplumun tamamının mı?
Aybar’ın düşüncesi bu soruyu yalnızca siyasi alanda bırakmaz. Bağımsızlığın ekonomik ve toplumsal boyutunu da tartışmaya açar.
Çünkü bir ülkenin kendi geleceğini belirleyebilmesi, yalnızca dışarıya karşı siyasi egemenlik kurmasıyla değil, içeride halkın kendi hayatı üzerinde ne kadar söz sahibi olduğu ile de ilgilidir.
Buradan bakıldığında Aybar’ın düşüncesinde milliyetçilik, bağımsızlık ve sosyalizm birbirinden kopuk kavramlar değildir.
Milliyetçilik bağımsızlık sorununu gündeme getirir.
Bağımsızlık ekonomik ilişkileri tartışmaya açar.
Ekonomik ilişkiler halkçılık ve sosyalizm sorununu gündeme taşır.
Sosyalizm ise bütün bunları insan özgürlüğüyle birlikte düşünmek zorundadır.
Aybar’ın asıl mirası belki de burada yatıyor.
O bize hazır bir reçete bırakmaktan çok, kavramların içini sorgulamayı öğretiyor:
Milliyetçilik nedir?
Bağımsızlık ne anlama gelir?
Halk gerçekten nerede egemendir?
Ekonomik güç ile siyasal egemenlik arasındaki ilişki nedir?
Ve en önemlisi:
İnsan özgürlüğünü korumayan bir sosyalizm gerçekten insan için olabilir mi?
Bu sorular bugün de tartışılabilir.
Çünkü bağımsızlık yalnızca bir ülkenin kendi bayrağı altında yaşaması değildir. Aynı zamanda o ülkenin insanlarının kendi emekleri, kaynakları ve gelecekleri üzerinde söz sahibi olabilmesidir.
Aybar’ın tartışması tam da burada anlam kazanır:
Bağımsız bir ülke ile özgür insan arasında kurulamayacak bir karşıtlık yoktur. Asıl mesele, bu ikisini aynı siyasal ve toplumsal bütün içinde düşünebilmektir.

Bunları da Okuyabilirsiniz

AK Parti Seyhan Teşkilatı’ndan Örnek Temizlik Çalışması

AK Parti Seyhan İlçe Başkanı Ali Coşkun, teşkilat üyeleriyle birlikte çevre temizliği çalışmasına katıldı. AK …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir