hüseyin evgin

ÇOCUKLARIN ÇOCUKLUĞUNU ÇALAN DÜZENİ DEĞİŞTİRMELİYİZ!

Bir ülkede çocuklar okul sıraları yerine atölyelerde, oyun alanları yerine fabrikalarda büyüyorsa orada yalnızca yoksulluk değil, derin bir toplumsal adaletsizlik vardır. Çocuklar hayallerinin peşinden koşmak yerine ailelerinin geçimini düşünmek zorunda kalıyorsa sorunu çocuklarda ya da ailelerinde değil, onları bu koşullara mahkûm eden düzende aramak gerekir.
Çocuk işçiliği bir kader değil, siyasi ve ekonomik tercihlerle değiştirilebilecek toplumsal bir sorundur.
Çocukların çalışmak zorunda kalmasının temelinde, emekçi ailelerin geçim sıkıntısı, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve eğitim hakkının ekonomik koşullara bağlı hâle gelmesi vardır. Üretilen zenginlik artarken milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa, çocuklar aile bütçesine katkı sunabilmek için eğitimlerinden uzaklaşıyorsa büyümenin kimlere yarar sağladığını sorgulamak zorundayız.
İnsanın ihtiyaçlarını değil sermayenin kârını merkeze alan bir ekonomik anlayış, emeği ucuzlatırken toplumsal eşitsizlikleri de derinleştirebilir. Bu düzenin en ağır sonuçlarından birini ise kendi hayatını kurma fırsatı bulamadan çalışma hayatına sürüklenen çocuklar yaşar.
Üstelik çocukların çalışması bazen “hayatı erken öğrenmek”, “ailesine destek olmak” ya da “alın teriyle kazanmak” gibi ifadelerle normalleştiriliyor. Oysa emeğin onurunu savunmakla çocuk emeğinin sömürülmesini savunmak arasında büyük bir fark vardır. Bir çocuğun ailesine destek olma isteğini takdir etmek başka, onu çalışmak zorunda bırakan yoksulluğu kabullenmek başkadır.
Yoksulluğa direnen çocukları alkışlamak yetmez; onları yoksulluğa mahkûm eden koşulları değiştirmek gerekir.
Bu nedenle çocuk işçiliğiyle mücadele, yalnızca iş yerlerinde denetim yapmakla sınırlı kalamaz. Çocukların çalışmasını önlemek istiyorsak ailelerin gelirini, eğitim sistemini, sosyal destekleri ve çalışma hayatını birlikte ele almak zorundayız.
Peki, ne yapılmalı?
Birincisi, her çocuğun eğitim hakkı ekonomik koşullardan bağımsız güvence altına alınmalıdır. Devlet, çocukların eğitim masraflarını karşılamaya yönelik destekleri güçlendirmeli; ücretsiz okul yemeği, temiz içme suyu, eğitim materyalleri ve ulaşım desteği bütün ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırılmalıdır. Hiçbir çocuk, ailesinin ekonomik yetersizliği nedeniyle okuldan uzaklaşmamalıdır.
İkincisi, emekçi ailelerin insanca yaşayabileceği ekonomik koşullar oluşturulmalıdır. Ücret politikaları temel yaşam maliyetlerini gözetmeli, sosyal yardımlar ihtiyaç sahiplerine düzenli ve erişilebilir biçimde ulaştırılmalı, ailelerin geçim sıkıntısı çocukların çalışmasına yol açmayacak şekilde sosyal güvenlik mekanizmaları güçlendirilmelidir. Çocuk işçiliğini önlemenin yolu, aileleri cezalandırmaktan değil, onları çocuklarının emeğine ihtiyaç duymayacak koşullara kavuşturmaktan geçer.
Üçüncüsü, çocuk işçiliğine karşı etkili ve şeffaf bir denetim sistemi kurulmalıdır. Çocukların tehlikeli işlerde, kayıt dışı işletmelerde ve eğitimlerini aksatacak koşullarda çalıştırılması önlenmeli; ihlaller etkin biçimde soruşturulmalı ve sorumlular hakkında gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Denetimlerin sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı, çocukların korunması yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir yükümlülük olmaktan çıkarılmalıdır.
Dördüncüsü, eğitimden kopma riski taşıyan çocuklar erken tespit edilmeli ve desteklenmelidir. Okullar, sosyal hizmet kurumları ve yerel yönetimler arasında etkili bir iş birliği kurulmalı; devamsızlık, yoksulluk ve ailelerin karşılaştığı güçlükler birlikte değerlendirilmelidir. Çocukların okuldan uzaklaşmasını beklemek yerine, onları eğitim hayatında tutacak destekler zamanında sunulmalıdır.
Beşincisi, kamusal kaynakların kullanımında çocukların temel hakları öncelik olmalıdır. Bütçe politikaları hazırlanırken eğitim, beslenme, barınma ve çocuk koruma hizmetlerine yeterli kaynak ayrılmalı; bu harcamaların sonuçları düzenli olarak değerlendirilmelidir. Ekonomik büyümenin başarısı yalnızca üretim ve kazanç rakamlarıyla değil, çocukların yaşam koşullarında sağlanan iyileşmeyle de ölçülmelidir.
Bunlar birer lütuf değil, sosyal devletin yerine getirmesi gereken kamusal sorumluluklardır.
Sosyalist bir perspektiften bakıldığında mesele, çocukların çalıştırılmasını önlemekle birlikte yoksulluğu ve eşitsizliği yeniden üreten ekonomik ilişkileri de değiştirmektir. Toplumun emeğiyle yaratılan zenginliğin paylaşımı, çalışanların hakları ve kamusal hizmetlerin niteliği birbirinden bağımsız düşünülemez. Çocuk işçiliğine karşı mücadele, bu nedenle aynı zamanda adil gelir dağılımı, güvenceli çalışma ve fırsat eşitliği mücadelesidir.
Burada hedef alınması gereken yoksul aileler değil, onları çaresiz bırakan koşullardır. Hiçbir anne baba, çocuğunun eğitimini sürdürmesiyle evinin ihtiyaçlarını karşılaması arasında seçim yapmak zorunda kalmamalıdır. Çocukların geleceği, ailelerinin gelirine ya da doğdukları toplumsal sınıfa bağlı olmamalıdır.
Bu hedeflere ulaşmak için merkezi yönetimin yanı sıra belediyelere, sendikalara, eğitimcilere ve demokratik toplum kuruluşlarına da önemli görevler düşmektedir. Yerel yönetimler ihtiyaç sahibi çocukların beslenme, eğitim materyali ve sosyal destek gereksinimlerini karşılayacak programlar geliştirebilir; risk altındaki çocukların belirlenmesi ve uygun kurumlara yönlendirilmesi için sosyal hizmetlerle iş birliği yapabilir. Ancak yerel destekler, merkezi yönetimin eğitim ve sosyal güvenlik alanındaki sorumluluklarının yerine geçmemeli; onları tamamlamalıdır.
Çocukların korunması, dönemsel yardım kampanyalarına ya da kişisel duyarlılıklara bırakılamaz. Kalıcı, denetlenebilir ve hak temelli kamu politikalarıyla güvence altına alınmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca çocukların bugün nerede çalıştığı değil, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağıdır. Bir çocuğun yeteneklerini geliştirme imkânı bulması, nitelikli eğitim alması ve geleceğini özgürce kurabilmesi, ailesinin ekonomik gücüne bağlı olmamalıdır.
Bir ülkenin gerçek zenginliği, çocuklarının ne kadar erken yaşta çalışmaya başladığıyla değil, ne kadar özgür, sağlıklı ve donanımlı büyüyebildiğiyle ölçülür. Ekonomik kalkınma, çocukların omuzlarına yük bindirerek değil, onların önündeki engelleri kaldırarak anlam kazanır.
Çocukların çocukluğunu savunmak için taleplerimiz açık: Her çocuğa nitelikli eğitim, okulda ücretsiz ve sağlıklı beslenme, emekçi ailelere insanca yaşam koşulları, çocuk işçiliğine karşı etkin denetim ve çocukların temel haklarını önceleyen bir bütçe politikası.
Bunların hayata geçirilmesi, yalnızca çocukların değil, bütün toplumun geleceğini değiştirecektir. Bunun için siyasi irade, kamusal sorumluluk ve örgütlü toplumsal dayanışma gereklidir.
Çocukların yeri atölyeler değil okullar, gelecekleri yoksulluğun dayattığı mecburiyetler değil kendi hayalleri olmalıdır.
Çocukların çocukluğunu çalan düzen değişmeli; emeğin sömürülmediği, yoksulluğun kader sayılmadığı ve fırsat eşitliğinin sözde kalmadığı bir ülke kurulmalıdır. Çünkü çocukların geleceğini güvence altına almayan hiçbir kalkınma anlayışı, toplumsal adaleti sağlayamaz.

Bunları da Okuyabilirsiniz

Hüseyin Arat, Seyhan Belediyespor’un yeni başkanı oldu

Adana Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (ASKF) Başkan Yardımcısı Hüseyin Arat, Seyhan Belediyespor Başkanlığı görevine seçildi. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir