“Ben” ile başlayan cümleleri sevemedim hiç.
Belki de bu yüzden yükleyemedim eylemleri öznelere. Kendi içimde, kendime kurban oldum da çoğu zaman, cümlenin öznesinin ne olduğunu bilemedim.
Cevap vermek istememek gibi…
Yok olmayı istemek gibi…
Hak’tan aldığım sessizlik hakkını kullanmak, kısas hakkımı kullanmamak gibi…
İnsanın bazen kendini cümlenin dışında bırakması mümkün mü?
Belki mümkün. Ama teşbihte de hata olabilir. Tövbe!
Çünkü yazan da benim, okuyan da…
İnkâr edemem ben.
Etmem de zaten, edebilsem bile.
“Ben” dedim çünkü yok olamam.
Yarımım, çok şükür!
Yazı yazarım belki ama kışı da yaşarım. Baharı çok sever, sonuna da veda ederim. Çünkü hayat biraz da böyle değil midir? Var olmak; geleni sevmek, gidene veda etmek ve bütün bunların içinde kendini yeniden bulmaya çalışmak…
Peki, bütün bu cümlelerin içinde ironik bir saklı bencillik yok mu?
Belki var.
Ama benimki kronik bir yoksulluk.
Var olabilmek için düşünen adamın hırkasını giymeyeceğim kışımda.
Bir zamanlar “Yoksulluğun zenginliğinden iyi idi.” denmişti.
Belki de insanın en büyük zenginliği, sahip olduklarında değil; sahip olmadıklarının farkında olabilmesindedir.
Zenginliğimi gören…
Peki ya yoksulluğumdan haberi olan var mı?
Çünkü bazen insanın en büyük yoksulluğu, cebinde değil; içinde taşıdığı ve kimseye göstermediği yerde saklıdır.
Ve ben hâlâ aynı sorunun içinde, aynı cümlenin öznesini arıyorum:
Ben kimim?
Belki de bütün mesele, özneyi bulmak değil…
Kendi cümlende kendine yüklem olabilmek.
AsHaberAdana.Com ~ Adana'da Haberin Merkezi Adana Gündem – Adana Haberleri – Adana Büyükşehir Haberleri – Adana Haber Ajansı – Adana Gazetesi – As Haber Adana