hüseyin evgin

Yoksulluk kader değildir.

Derin yoksulluk, yalnızca ekonomik bir yetersizlik hali değil; temel insan haklarının sistematik biçimde ihlali anlamına gelen yapısal bir eşitsizlik biçimidir. Bu ihlallerin en görünür ve en yakıcı olanı ise açlık döngüsüdür. Açlık, çoğu zaman kamuoyunun düşündüğünden çok daha erken başlar: doğumdan sonra değil, anne karnında.
Bir çocuğun yaşamının ilk 1000 günü — yani anne karnından başlayarak 5 yaşına kadar uzanan dönem — insan gelişiminin en kritik evresidir. Bu dönemde yeterli ve düzenli beslenmeye erişememek, yalnızca geçici bir yoksunluk hali değildir. Aksine, bilişsel kapasiteyi, zihinsel gelişimi, bağışıklık sistemini ve fiziksel büyümeyi kalıcı biçimde etkileyen bir toplumsal eşitsizlik üretir. Yetersiz beslenme; öğrenme güçlüklerinden kronik sağlık sorunlarına, düşük eğitim başarısından yaşam boyu sürecek gelir adaletsizliğine kadar uzanan bir kader zinciri yaratır.
Bu nedenle çocukluk çağı açlığı bireysel bir mesele değil, açık bir kamusal sorumluluk alanıdır. Erken yaşta beslenme hakkına erişemeyen çocuklar, aslında toplumsal fırsat eşitliğinden de mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, yoksulluğun kuşaklar arası aktarımını derinleştirir ve sosyal adaletin önündeki en büyük engellerden biri haline gelir.
Bu bağlamda Derin Yoksulluk Ağı tarafından yürütülen düzenli destek modeli, klasik yardım anlayışının ötesine geçen hak temelli bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Her ay ulaştırılan market alışveriş çekleri, yalnızca bir yardım aracı değil; hanelerin kendi ihtiyaçlarını belirleyebilmesini sağlayan, onur kırıcı olmayan ve güçlendirici bir sosyal destek mekanizmasıdır.
Bu model, yoksullukla mücadelede paternalist yaklaşımlar yerine katılımcı ve özneleştirici politikaların mümkün olduğunu göstermektedir. Çünkü gerçek sosyal adalet, yalnızca kaynak dağıtımıyla değil; bireylerin kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmeleriyle sağlanabilir.
Bugün derin yoksulluk koşullarında yaşayan haneler için mesele yalnızca bir öğün yemek değildir. Mesele, çocukların geleceği, kadınların yaşam güvencesi ve yaşlıların insan onuruna yakışır bir hayat sürebilmesidir. Açlık, bireysel bir trajedi değil; politik bir sorundur. Ve politik sorunlar, ancak kolektif irade ve toplumsal dayanışma ile çözülebilir.
Yapılacak her destek, yalnızca bir sofrayı değil; bir çocuğun gelişimini, bir kadının direncini ve bir yaşlının yaşam hakkını korumaya katkı sunacaktır. Açlık kader değildir. Yoksulluk kaçınılmaz değildir. Dayanışma, bu döngüyü kırmanın en güçlü aracıdır.
Birlikte hareket ederek, açlığın değil eşitliğin kalıcı olduğu bir toplumsal düzen mümkündür.

Bunları da Okuyabilirsiniz

Ekili ve dikili tarım alanları ‘ihmal’ altında

Adana’da son dönemde etkili olan aşırı yağışların ardından barajdan Seyhan Nehri’ne kontrollü bırakılan su, ekili …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir