Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Osmanlı Devleti siyasî, askerî ve idarî bakımdan ağır bir çözülme sürecine girmiştir. Ateşkes hükümleri doğrultusunda ordular terhis edilmiş, stratejik bölgeler İtilaf Devletleri’nin denetimine açılmış ve devlet otoritesi büyük ölçüde zayıflamıştır. İstanbul’un işgal baskısı altında bulunması Osmanlı yönetiminin hareket alanını daraltırken, Anadolu’da güvenlik sorunları ve yerel direniş hareketleri giderek artmıştır.
Bu dönemde Osmanlı askerî bürokrasisi içerisinde farklı çözüm arayışları ortaya çıkmıştır. Bazı devlet adamları teslimiyetçi ve uzlaşmacı politikaları savunurken, bazı komutanlar milletin bağımsızlığının ancak Anadolu merkezli bir direniş hareketiyle korunabileceğini düşünmüştür. Literatürde bazı araştırmacılar tarafından “Üçler Misakı” olarak ifade edilen anlayış, Cevat Çobanlı, Şevket Turgut Paşa ve Fevzi Çakmak arasında şekillenen ortak değerlendirmeyi ifade etmektedir. Bu yaklaşım, Osmanlı Devleti’nin tamamen teslim olmasının Türk milletini siyasal ve toplumsal açıdan büyük bir felakete sürükleyeceği düşüncesine dayanmaktadır. Bu nedenle Anadolu’da başlayacak millî direnişin devletin resmî imkânları kullanılarak desteklenmesi gerektiği görüşü ön plana çıkmıştır.
Bu süreçte Mustafa Kemal’in askerî başarıları, teşkilatçılık yeteneği ve liderlik özellikleriyle dikkat çekmiştir. Özellikle Çanakkale Savaşları sırasında gösterdiği başarılar, onun hem askerî çevrelerde hem de kamuoyunda güçlü bir itibara sahip olmasını sağlamıştır. Anadolu’da dağınık hâlde bulunan askerî birlikleri ve halk direnişini ortak bir hedef etrafında toplayabilecek en güçlü isim olarak değerlendirilmiştir.
Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişliği görevine atanması resmî olarak Karadeniz Bölgesi’nde bozulan asayişin yeniden sağlanması amacıyla gerçekleştirilmiştir. İngilizler bölgede Türk direniş hareketlerinin güçlenmesinden rahatsızlık duymakta ve İstanbul Hükûmeti üzerinde baskı kurmaktaydı. Ancak Mustafa Kemal’e verilen yetkiler sıradan bir müfettişlik görevinin ötesindeydi. Kendisine geniş askerî ve idarî yetkiler tanınmış, Anadolu’daki askerî birliklerle doğrudan iletişim kurma imkânı verilmiştir. Bu durum, Millî Mücadele’nin örgütlenmesi açısından önemli bir zemin hazırlamıştır.
Görevlendirme sürecinde özellikle Fevzi Çakmak ve Cevat Çobanlı’nın etkili olduğu tarihî kaynaklarda belirtilmektedir. Bu isimler, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmesi hâlinde millî direnişin disiplinli bir şekilde örgütlenebileceğine inanmıştır. Şevket Turgut Paşa da benzer bir anlayış doğrultusunda hareket etmiş ve Anadolu merkezli kurtuluş düşüncesini desteklemiştir.
Bandırma Vapuru yolculuğu ile 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılan Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşmıştır. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, Türk Millî Mücadelesi’nin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu gelişme yalnızca bir askerî görevlendirme değil, aynı zamanda Türk milletinin bağımsızlık iradesinin Anadolu’da fiilen örgütlenmeye başlaması olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişliği görevine atanması, Millî Mücadele’nin ilk resmî ve stratejik adımlarından biri olarak kabul edilmektedir. “Üçler Misakı” olarak ifade edilen anlayış ise Osmanlı askerî bürokrasisi içerisindeki bazı vatansever komutanların Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine verdiği desteğin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’ne giden süreç, askerî başarıların yanında doğru zamanda alınan stratejik kararlar ve güven ilişkileri üzerine inşa edilmiştir.
AsHaberAdana.Com ~ Adana'da Haberin Merkezi Adana Gündem – Adana Haberleri – Adana Büyükşehir Haberleri – Adana Haber Ajansı – Adana Gazetesi – As Haber Adana