Kalemin Namusu!

Gazeteci mi, “Gasteci” mi?

Bu ayrımı yapmak zorundasınız

Artık bu mesele süslü cümlelerle geçiştirilecek bir konu değil

Açık, net ve rahatsız edici bir gerçeği konuşmanın zamanı geldi;

Bu ülkede gazetecilik zor durumda değil…

Bilinçli şekilde itibarsızlaştırıldı, kirletildi ve değersizleştirildi.

Ve bu çöküşün adı konulmadan hiçbir şey düzelmeyecek.

Çünkü ortada iki ayrı gerçek var:

Gazeteciler ve “gasteciler.”

Gazeteci;

Gerçeğin peşinden gider. Yanlışa yanlış der, bedel öder ama geri adım atmaz. Kalemini satmaz, eğilmez, bükülmez. Vergisini verir. Emeğiyle ayakta durur. Geceyi gündüze katar, sahada olur, araştırır, sorgular.

En önemlisi…

Kimsenin adamı olmaz.

Ne siyasinin, Ne belediyenin,

Ne de herhangi bir çıkar grubunun…

Gazeteci halkın sesidir. Ve o ses, kirlenirse toplum susar.

Ama bir de “gasteciler” var…

Onlar gazetecilik yapmaz. Bir meslek icra etmez. Bir duruş taşımaz.

Onlar için önemli olan tek şey vardır:

Menfaat.

Kapı kapı dolaşırlar. Haber kovalamazlar, ilişki kovalarlar.

Gerçeği yazmak için değil… Yazmamak için pazarlık yaparlar.

“Bunu görmeyelim…”

“Bunu yazmayalım…”

“Bunu şöyle verelim…”

Gazeteciliği bilgi üretme mesleğinden çıkarıp,

Bir tür aracılık ve baskı mekanizmasına dönüştürürler.

Ve ne yazık ki bugün bu yapı, görmezden gelinerek büyütülüyor.

Asıl mesele de tam burada başlıyor.

Çünkü bu düzen tek taraflı kurulmadı.

Siyasetçiler…

Belediyeler…

Bazı STK’lar ve kurumlar…

Kolay olanı seçti.

Sorgulayanı değil, öveni tercih etti.

Dik duranla değil, eğilenle yürümeyi seçti.

Çünkü işlerine geldi.

Çünkü sorgulanmak istemediler.

Ve farkında olarak ya da olmayarak “gasteci” düzenini beslediler.

Bugün gelinen noktada tablo ortada:

Gerçek gazeteci mücadele ediyor, ayakta kalmaya çalışıyor, yalnız bırakılıyor.

Ama kapı kapı dolaşanlar, her masada yer buluyor.

Neden?

Çünkü sistem onları ödüllendiriyor.

Sonra dönüp aynı soru soruluyor:

“Basın neden bu halde?”

Cevap aslında çok açık:

Çünkü siz böyle bir düzen kurdunuz.

Bu şehirlerde…

Gaziantep’te de, Adana’da da…

Kim kimdir herkes biliyor.

Kim kalemini satmaz,

Kim üç kuruşa yön değiştirir…

Kim haber yapar,

Kim pazarlık yapar…

Herkes biliyor.

Ama kimse konuşmuyor.

Çünkü bu sessizlik bazılarına konfor sağlıyor.

Ama bilinmeli ki bu artık tarafsızlık değil…

Bu, çürümeye ortak olmaktır.

Gazetecilik bir meslekten öte bir karakter meselesidir.

Bir omurga meselesidir.

Bugün o omurgayı taşıyanlar ile

Eğilip bükülenleri ayıramazsak…

Yarın gerçeği ayıramayız.

Çünkü gerçek, onu savunan insanlar kadar güçlüdür.

Benim durduğum yer net.

Kalemini kiraya verenlerle,

Mesleğini pazarlık konusu yapanlarla,

Gazeteciliği çıkar kapısına çevirenlerle

Aynı yerde durmam, durmayacağım.

Bu bir tercih değil…

Bir duruştur.

Ve buradan bir kez daha açıkça çağrı yapıyorum:

Siyasetçilere…

Belediyelere…

STK’lara…

Gerçek gazeteciyi görün.

Emeğiyle ayakta duranları destekleyin.

Vergisini veren, üreten, sorgulayan basını yok saymayın.

Aksi halde büyüttüğünüz şey gazetecilik olmayacak…

Bir çıkar düzeni olacaktır.

Son sözüm çok net:

Ya bu ayrımı yapacaksınız…

Ya da bu kirli düzenin büyümesine seyirci kalacaksınız.

Ama unutmayın:

Gazeteci susarsa, yalan konuşur.

Ve o gün geldiğinde kaybeden sadece basın değil…

Toplumun gerçeğe ulaşma hakkı olur.

Bunları da Okuyabilirsiniz

AOSB ve Kalkınma Ajansı’ndan Yatırım Hamlesine Öncülük

AOSB ile Çukurova Kalkınma Ajansı iş birliğinde düzenlenen toplantıda, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir