Her gün ölüyoruz…
Bir kurşunla değil, bir kazayla değil…
Kinden ölüyoruz. Nefretten ölüyoruz. Sevgisizlikten yavaş yavaş tükeniyoruz.
Sokakta yürürken yüzlere bakın…
Kimsenin gözünde umut yok. Kimsenin dilinde yarın yok. Herkes bir şekilde ayakta kalma derdinde. Çünkü bu ülkede artık yaşamak, sadece nefes almakla olmuyor.
Nereye elini atsan bir çürüme…
Nereye dokunsan bir çöküş…
Ekonomi desen dibe vurmuş.
İnsanlar sabah kalktığında “Bugün ne kazanırım?” diye değil, “Bugün nasıl dayanırım?” diye düşünüyor.
Pazara giden eli boş dönüyor, kirayı düşünenin uykusu kaçıyor, gençler hayal kurmayı çoktan bırakmış.
Ve sokaklar…
Eskiden çocuk sesleri gelirdi, şimdi korku var.
Uyuşturucu öyle bir kol geziyor ki, artık mahalle aralarında değil, hayatın tam ortasında.
Bir nesil göz göre göre kayıyor…
Ama kimse gerçek anlamda “dur” demiyor.
Toplum dediğin şey, sevgiyle ayakta durur.
Ama biz sevgiyi kaybettik.
Yerine öfkeyi koyduk.
Yerine kutuplaşmayı koyduk.
Yerine “benden olan–olmayan” ayrımını koyduk.
Sonra ne oldu?
Aynı sokakta yaşayan insanlar birbirine yabancı oldu.
Aynı ülkenin insanları birbirine düşman oldu.
Ve en acısı ne biliyor musunuz?
Artık kimse şaşırmıyor.
Bir cinayet haberi, bir çocuk suçu, bir yolsuzluk iddiası…
Bir bakıyoruz, “Yine mi?” deyip geçiyoruz.
Çünkü alıştık.
İşte asıl tehlike de bu…
Alıştıkça çürüyoruz.
Alıştıkça ölüyoruz.
Bu ülke kötü günler gördü, evet…
Ama hiçbir dönem bu kadar umutsuzluk yayılmamıştı sokaklara.
Hiçbir dönem insanlar bu kadar yalnız hissetmemişti.
Bugün geldiğimiz noktada mesele sadece ekonomi değil.
Mesele sadece siyaset değil.
Mesele bir ülkenin ruhunun yorulması…
Ve açık konuşalım…
Bu tablo tesadüf değil.
Bu; yanlış politikaların, görmezden gelinen sorunların ve susturulan gerçeklerin birikmiş sonucudur.
Ama hâlâ bir şey mümkün…
Eğer yeniden birbirimizi hatırlarsak…
Eğer bu nefret dilini terk edersek…
Eğer çocuklarımızı bu karanlığa teslim etmezsek…
Belki o zaman sadece “ölmemeyi” değil, yeniden “yaşamayı” konuşabiliriz.
Çünkü bu ülke hâlâ bizim.
Ve biz sustukça değil, konuştukça iyileşecek.
Ama şunu herkes aklına kazısın:
Bir ülke yanlış yapanlar yüzünden değil, o yanlışlara sessiz kalanlar yüzünden çöker.
Bugün görmezden gelinen her adaletsizlik, yarın kapınızı çalacak bir gerçeğe dönüşür.
Ve o gün geldiğinde, “benimle ilgili değildi” demek kimseyi kurtarmaz.
Çünkü susmak tarafsızlık değildir.
Susmak, olan bitene ortak olmaktır.
Ve bu ülke…
Artık susanları da yazıyor hanesine.
AsHaberAdana.Com ~ Adana'da Haberin Merkezi Adana Gündem – Adana Haberleri – Adana Büyükşehir Haberleri – Adana Haber Ajansı – Adana Gazetesi – As Haber Adana