Devlet, yalnızca belirli sınırlar içerisinde örgütlenmiş kurumsal bir yapı değil; aynı zamanda toplumsal vicdanın, ortak aklın ve dayanışma bilincinin somut bir tezahürüdür. Bu bağlamda devletin varlığı, fiziksel güç unsurlarından ziyade toplumsal meşruiyete dayanır. Tarihsel süreç incelendiğinde, devletlerin sürekliliğini sağlayan temel unsurun askeri güç değil, toplum nezdinde kabul gören meşruiyet olduğu açıkça görülmektedir. Bu meşruiyetin temelinde ise adalet ilkesi yer almaktadır.
Siyasal iktidar, doğası gereği güç üretme ve bu gücü merkezileştirme eğilimi taşır. Ancak söz konusu merkezileşme, denge ve denetim mekanizmalarıyla sınırlandırılmadığında otoriterleşme eğilimi ortaya çıkar. Otoriterleşen yönetim biçimleri, varlıklarını sürdürebilmek adına baskı araçlarına daha fazla başvurur. Bu durum ise zamanla zulmün kurumsallaşmasına yol açar. Böyle bir süreçte devlet, birey ile kurduğu toplumsal sözleşmeyi ihlal eder; zira devletin temel varlık nedeni bireyin hak ve özgürlüklerini korumaktır.
Zulmün yaygınlaştığı toplumlarda yalnızca bireysel haklar zarar görmez; aynı zamanda kurumsal yapılar da güvenilirliğini yitirir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelenmesiyle birlikte keyfî uygulamalar artar ve devlet-vatandaş ilişkisi güven temelli bir yapıdan korku temelli bir yapıya dönüşür. Bu dönüşüm kısa vadede siyasal iktidarın kontrolünü artırıyor gibi görünse de uzun vadede devletin istikrarını tehdit eden temel unsurlardan biri hâline gelir. Zira korku üzerine inşa edilen sistemler kalıcı değildir.
Medeniyet kavramı yalnızca ekonomik kalkınma veya teknolojik ilerleme ile açıklanamaz. Gerçek medeniyet, adaletin sağlandığı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı ve insan onurunun esas alındığı bir toplumsal düzenle mümkündür. Bu doğrultuda haksızlık, bireysel mağduriyetlerin ötesinde toplumsal dokuyu zedeleyen, güven duygusunu aşındıran ve devletin sürekliliğini riske atan bir olgudur.
Sonuç olarak, devletin bekası mutlak güç veya baskı araçlarında değil; adalet, denge ve toplumsal dayanışma ilkelerinde aranmalıdır. Tarihsel deneyimler göstermektedir ki zulüm üzerine inşa edilen hiçbir yapı kalıcı olamamış; aksine kendi iç dinamikleriyle çözülmeye mahkûm olmuştur.
AsHaberAdana.Com ~ Adana'da Haberin Merkezi Adana Gündem – Adana Haberleri – Adana Büyükşehir Haberleri – Adana Haber Ajansı – Adana Gazetesi – As Haber Adana