mert sayar

Bir Boru Hattından Daha Fazlası: Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Adana’nın Yeni Ufku

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan doğal gaz boru hattı mutabakatını Birleşmiş Milletler gündemine taşıma girişimini dikkatle takip ediyorum.

Ancak bu gelişmeye yalnızca Kıbrıs sorununun klasik siyasi penceresinden bakarsak büyük resmi kaçırırız.

Çünkü bugün konuştuğumuz şey yalnızca bir doğal gaz boru hattı değildir.

Bu mesele; enerji güvenliği, ekonomik bağımsızlık, Doğu Akdeniz’in geleceği, Türkiye-KKTC ilişkilerinin derinleşmesi ve bölgesel ticaret yollarının yeniden şekillenmesi meselesidir.

10 Temmuz 2026’da Türkiye ile KKTC arasında doğal gaz tedarikine ilişkin mutabakat imzalandı. Türkiye’nin açıklamalarına göre yaklaşık 97 kilometrelik deniz altı doğal gaz hattının mühendislik çalışmalarının tamamlanması ve projenin 2028 içerisinde hayata geçirilmesi hedefleniyor. Daha da önemlisi, Türkiye bu hattı gelecekte Doğu Akdeniz’de bulunabilecek doğal gazın ters akışla Türkiye’ye ve ilerleyen aşamada Avrupa’ya taşınabileceği bir altyapı olarak da değerlendiriyor.

İşte Rum Yönetimi’nin asıl rahatsızlığını burada aramak gerekir.

Rum tarafına açık bir mesajım var

Kıbrıs Türk halkının enerji güvenliği konusunda Türkiye ile işbirliği yapıp yapamayacağına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi karar veremez.

Kıbrıs Türk halkının ekonomik geleceğini, enerji altyapısını ve kalkınma modelini belirleme hakkı vardır.

Rum Yönetimi kendisi için hak gördüğü enerji ve savunma işbirliklerini gerçekleştirirken, Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile yaptığı enerji işbirliğini sorgulaması kabul edilebilir bir çifte standarttır.

Bugün Rum Yönetimi Türkiye-KKTC doğal gaz hattını BM’ye şikâyet ediyor.

Peki aynı Rum Yönetimi’nin Fransa ile savunma alanındaki işbirliğini ve 2026 yılında imzalanan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması’nı nereye koyacağız?

Rum tarafı kendi güvenlik ve enerji politikalarını oluştururken egemenlik hakkından söz ediyor; sıra Kıbrıs Türk halkına geldiğinde aynı hakkı tartışmaya açıyor.

Ben bu yaklaşımı doğru bulmuyorum.

Kıbrıs Türk halkının geleceği hakkında karar verecek olan Rum Yönetimi değildir.

Türkiye ile KKTC arasındaki enerji bağlarının güçlenmesi de bir tehdit değil, Kıbrıs Türk halkının enerji güvenliğini ve ekonomik kapasitesini artırmaya yönelik bir adımdır.

Nitekim KKTC Başbakanı Ünal Üstel’in de ifade ettiği gibi, GKRY’nin Türkiye ile KKTC’nin hangi alanlarda işbirliği yapacağına karar verme yetkisi yoktur.

Fakat meseleyi yalnızca Kıbrıs üzerinden okumak da eksik

Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta burada başlıyor.

Bu gelişme yalnızca Lefkoşa’yı ilgilendirmiyor.

Adana’yı da ilgilendiriyor.

Çünkü Doğu Akdeniz’in enerji haritası değişirken Adana’nın önünde yeni bir ekonomik ve jeopolitik fırsat ortaya çıkıyor.

Adana, Türkiye’nin en önemli tarım, sanayi ve üretim merkezlerinden biridir.

Bir tarafta Adana.

Diğer tarafta Mersin Limanı.

Hemen güneyimizde Doğu Akdeniz.

Batımızda Ceyhan-Yumurtalık enerji havzası.

Karşımızda ise Kıbrıs.

Bu coğrafyanın bize söylediği çok açık:

Adana, Doğu Akdeniz’in üretim ve tedarik merkezlerinden biri olabilir.

Adana için fırsat nerede?

KKTC’nin enerji altyapısının güçlenmesi yalnızca elektrik üretim maliyetlerini ilgilendiren bir gelişme değildir.

Enerji maliyeti düşerse;

sanayi büyür,

turizm yatırımları artar,

soğuk zincir gelişir,

tarımsal üretim desteklenir,

lojistik faaliyetleri genişler,

yeni ticaret alanları ortaya çıkar.

Bunların tamamı Türkiye’nin güneyindeki üretim merkezleri için yeni pazarlar anlamına gelir.

Adana burada önemli bir rol üstlenebilir.

Benim önerim açık:

Adana-KKTC Doğu Akdeniz Ticaret ve Enerji Koridoru kurulmalıdır.

Bu koridoru yalnızca bir slogan olarak değil, somut bir ekonomik model olarak düşünmeliyiz.

Adana’nın tarımsal üretimi,

Adana’nın sanayisi,

Adana’nın gıda sektörü,

Adana’nın makine ve ekipman üretimi,

Adana’nın lojistik kapasitesi,

Ceyhan-Yumurtalık enerji altyapısı,

Mersin’in liman kapasitesi

ve KKTC’nin turizm, hizmetler, inşaat, tarım ve enerji ihtiyaçları birbirine bağlanmalıdır.

Ortaya çıkacak model basit:

Adana üretir.

Ceyhan-Yumurtalık ve Mersin lojistiği taşır.

KKTC yeni pazar olur.

Bu yalnızca ticaret değildir.

Bu, Doğu Akdeniz’de ekonomik etki alanı oluşturma stratejisidir.

Ceyhan’ı yeniden düşünmeliyiz

Adana’nın bu süreçteki en büyük stratejik kozlarından biri Ceyhan-Yumurtalık bölgesidir.

Ceyhan’ı yalnızca bir enerji terminali olarak görmemeliyiz.

Ceyhan;

enerji + petrokimya + liman + lojistik + denizcilik + sanayi + teknoloji

ekosisteminin merkezlerinden biri haline getirilebilir.

Doğu Akdeniz’deki enerji altyapısı büyüdükçe Adana’nın bu sistem içerisindeki ekonomik ağırlığı da artabilir.

Fakat bunun kendiliğinden gerçekleşmesini beklersek yine kaybederiz.

Adana’nın bu fırsatı bir bölgesel kalkınma stratejisine dönüştürmesi gerekiyor.

Kıbrıs meselesine artık farklı bakmalıyız

Kıbrıs’ı yalnızca 1974, müzakereler, sınır kapıları veya siyasi statü üzerinden konuşmak Türkiye’nin önündeki büyük resmi küçültür.

Kıbrıs aynı zamanda;

enerjidir.

lojistiktir.

denizciliktir.

ticarettir.

turizmdir.

teknolojidir.

Doğu Akdeniz’in geleceğidir.

Türkiye’nin KKTC ile su altyapısını geliştirmesi, elektrik bağlantısı üzerinde çalışması ve şimdi doğal gaz bağlantısını gündeme alması bu açıdan yalnızca ekonomik projeler değildir.

Bunlar uzun vadeli altyapı ilişkileridir.

Türkiye Enerji Bakanlığı da doğal gaz hattının gelecekte Doğu Akdeniz’deki olası gaz keşiflerinin KKTC üzerinden Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasına imkân verebilecek şekilde değerlendirildiğini açıkça ifade ediyor.

Dolayısıyla bugün döşenecek bir boru hattı, yarının enerji haritasını etkileyebilir.

Benim Kıbrıs politikamın temelinde kavga değil güç var

Ben Kıbrıs’ta yeni bir gerilim istemiyorum.

Ben güçlü bir Kıbrıs Türk ekonomisi istiyorum.

Ben enerji güvenliği istiyorum.

Ben Türkiye ile KKTC arasında daha güçlü ekonomik ilişkiler istiyorum.

Ama aynı zamanda Doğu Akdeniz’in bütün halklarının ekonomik refahtan yararlanabileceği bir düzenin kurulmasını da savunuyorum.

Enerji kaynakları çatışmanın değil, işbirliğinin aracı olabilir.

Fakat işbirliği için önce herkesin birbirinin haklarını kabul etmesi gerekir.

Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesini yok sayarak Kıbrıs’ta kalıcı çözüm üretilemez.

Adana’nın önünde tarihi bir fırsat var

Ben Adana’nın geleceğini yalnızca kendi sınırları içerisinde düşünmüyorum.

Adana’nın geleceği;

Çukurova’dan Ceyhan’a, Mersin’den Kıbrıs’a, Kıbrıs’tan Doğu Akdeniz’e uzanan bir ekonomik coğrafyanın içerisinde düşünülmelidir.

Adana’nın tarımı Kıbrıs’a gidebilir.

Adana’nın sanayisi Kıbrıs’a gidebilir.

Adana’nın teknolojisi Kıbrıs’a gidebilir.

Adana’nın lojistik şirketleri Kıbrıs ticaretinden pay alabilir.

Adana’nın üniversiteleri Kıbrıs ile eğitim ve araştırma projeleri geliştirebilir.

Ceyhan ise bu ekonomik yapının enerji ve lojistik ayağını güçlendirebilir.

İşte benim Adana merkezli Doğu Akdeniz vizyonum budur.

Son söz

Rum Yönetimi Türkiye-KKTC doğal gaz hattını BM’ye şikâyet edebilir.

Diplomatik itirazlarda bulunabilir.

Siyasi baskı oluşturmaya çalışabilir.

Ama artık Doğu Akdeniz’in geleceği yalnızca siyasi açıklamalarla belirlenmeyecek.

Altyapıyı kuran, üretimi artıran, ticaret yollarını geliştiren ve ekonomik kapasitesini büyüten ülkeler bölgesel geleceği şekillendirecek.

Bu nedenle ben bu boru hattına yalnızca Türkiye’den KKTC’ye gidecek bir enerji hattı olarak bakmıyorum.

Ben bu hattı;

Türkiye-KKTC ilişkilerinin enerji ayağı, Doğu Akdeniz’in yeni ekonomik mimarisinin bir parçası ve Adana’nın önündeki yeni bölgesel ticaret fırsatlarından biri olarak görüyorum.

Rum tarafına da son sözüm şu:

Kıbrıs Türk halkının geleceğini siz belirleyemezsiniz.

Türkiye ile KKTC arasındaki ekonomik ve enerji işbirliğinin önüne siyasi engeller koyarak Kıbrıs Türk halkının kalkınmasını durduramazsınız.

Bizim meselemiz kimseyle kavga etmek değil.

Bizim meselemiz geleceği inşa etmek.

Ve Adana açısından artık sorulması gereken soru şudur:

Doğu Akdeniz’in yeniden şekillenen ekonomik haritasında Adana nerede duracak?

Benim cevabım nettir:

Adana seyirci kalmamalı. Adana üretim merkezi olmalı, Ceyhan enerji üssü olmalı, Mersin-Kıbrıs hattı ticaret koridoruna dönüşmeli ve Çukurova Doğu Akdeniz’in ekonomik merkezlerinden biri haline gelmelidir.

Çünkü jeopolitik yalnızca haritalarla değil;

üretimle, enerjiyle, limanlarla, ticaretle ve güçlü şehirlerle yazılır.

Bunları da Okuyabilirsiniz

AKP iktidarına inat!

Mutlu olmak zorundasın, her şeye rağmen… Hadi başla bir yerden; Mesela tüm mutsuzluklarını yak, Küllerini …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir