Bazen düşünüyorum…
Bu ülke ne zaman bu kadar yoruldu?
Ne zaman birbirimizi dinlemeyi bırakıp yalnızca bağırmaya başladık?
Ne zaman aynı sofranın insanları, aynı mahallenin komşuları, aynı bayrağın altında yaşayan insanlar birbirine kuşkuyla bakar oldu?
Yıllardır ekranlardan yükselen sesler değişiyor, yüzler değişiyor, sloganlar değişiyor.
Ama değişmeyen tek şey var:
Halkın yükü…
Çarşıya çıkan anne, elindeki listeyi değil, bütçesini küçültüyor.
Emekli, yıllarca verdiği emeğin karşılığını hesaplamak yerine ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.
Esnaf sabah duasını bereket için değil, kepengini kapatmamak için ediyor.
Gençler ise artık gelecek planlarını bu topraklarda değil, başka ülkelerin haritalarında kuruyor.
İnsan en çok da buna üzülüyor.
Çünkü bir ülkenin serveti ne altınıdır ne de binaları…
Asıl serveti, umutla yaşayan insanlarıdır.
Biz ise umutlarımızı yavaş yavaş tüketiyoruz.
Sonra haber bültenleri başlıyor.
Bir kadın daha öldürülmüş…
Bir çocuk daha ihmal edilmiş…
Bir aile daha yıkılmış…
Bir genç daha hayallerinden vazgeçmiş…
Ve biz birkaç dakika üzülüp bir sonraki habere geçiyoruz.
Hayır…
Geçmemeliyiz.
Çünkü bir toplumun en büyük çöküşü, acıya alışmasıdır.
İşte asıl korkmamız gereken budur.
Bizi birbirimize düşüren öfke değil, birbirimizin acısına karşı duyarsızlaşmamızdır.
Bugün farklı siyasi görüşlerden olabiliriz.
Farklı partilere oy verebiliriz.
Farklı dünya görüşlerine sahip olabiliriz.
Ama hiçbir anne çocuğunun aç kalmasını istemez.
Hiçbir baba evladının umudunu kaybetmesini istemez.
Hiçbir genç, doğduğu toprakları mecbur kaldığı için terk etmek istemez.
Hiçbir kadın korkuyla yaşamak istemez.
Bu acılar ortaksa, çözüm de ortak akılda aranmalıdır.
Bizim birbirimize değil, sorunlara karşı mücadele etmemiz gerekiyor.
Çünkü açlığın siyaseti yoktur.
İşsizliğin partisi yoktur.
Adalet arayışının ideolojisi yoktur.
Vicdanın kutbu yoktur.
Artık ekranlarda daha az kavga, daha çok çözüm görmek istiyoruz.
Daha az hakaret, daha çok nezaket.
Daha az öfke, daha çok umut.
Bu ülke, tarih boyunca nice zorlukların üstesinden geldi.
Bugün de gelebilir.
Yeter ki birbirimizi rakip değil, aynı geleceğin yol arkadaşları olarak görelim.
Yeter ki çocuklarımızın gülüşünü siyasi tartışmaların önüne koyalım.
Yeter ki kadınların yaşam hakkını, gençlerin umudunu, emeğin değerini ve adaletin önemini her şeyden üstün tutalım.
Çünkü günün sonunda hepimiz aynı gökyüzünün altındayız.
Aynı yağmurda ıslanıyor, aynı güneşe uyanıyoruz.
Bu ülke hepimizin.
Ve bu güzel ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey, birbirini yenmeye çalışan insanlar değil; birbirini anlamaya çalışan insanlardır.
Belki de yeniden başlamanın ilk cümlesi çok kısa:
Biz birbirimize düşman değiliz.
Biz aynı hikâyenin insanlarıyız.
Ve artık bu hikâyenin sonunu kavga değil; adalet, huzur, umut ve dayanışma yazmalı.
AsHaberAdana.Com ~ Adana'da Haberin Merkezi Adana Gündem – Adana Haberleri – Adana Büyükşehir Haberleri – Adana Haber Ajansı – Adana Gazetesi – As Haber Adana