hüseyin evgin

Öğretmenin Kıyafeti Değil, Çocuğun Güvenliği Konuşulmalı

Yeni eğitim-öğretim yılı yaklaşırken Milli Eğitim Bakanlığı’nın gündeminde yine öğretmenlerin kılık ve kıyafeti var.
Elbette okulda düzen, mesleki ciddiyet ve öğretmenlik mesleğinin itibarı önemlidir. Ancak milyonlarca çocuğun geleceğini ilgilendiren bir eğitim sisteminde devletin önceliği gerçekten öğretmenin kıyafeti mi olmalıdır?
Bence cevap çok açık:
Önce çocuk. Önce güvenlik. Önce sağlık. Önce beslenme. Önce nitelikli eğitim.
Çünkü devlet, çocuğu ailesinden teslim alıp günün önemli bir bölümünü okulda geçiriyorsa, her şeyden önce onun güvenliğini sağlamak zorundadır.
Bir anne-baba çocuğunu okul kapısından içeri bırakırken “Öğretmeni bugün nasıl giyinecek?” diye düşünmemeli.
Asıl soru şu olmalı:
“Çocuğum bugün okuldan güvenli bir şekilde evine dönecek mi?”
Eğitim politikalarının merkezine koymamız gereken soru budur.
Okullarımız gerçekten güvenli mi?
Bugün önce bunları konuşmalıyız:
Okul giriş ve çıkışları yeterince kontrol ediliyor mu?
Güvenlik personeli yeterli mi?
Okullarda şiddeti önleyecek etkili mekanizmalar var mı?
Öğrenciler, öğretmenler ve okul çalışanları kendilerini güvende hissediyor mu?
Acil bir durumda okul yönetiminin müdahale kapasitesi yeterli mi?
Bunların cevabı, herhangi bir kıyafet düzenlemesinden çok daha önemlidir.
Çünkü yönetmelik hazırlamak kolaydır. Güvenli okul oluşturmak ise kaynak, planlama, denetim ve siyasi irade gerektirir.
Bir öğretmenin kıyafetini denetlemek kolay olabilir. Asıl devlet ciddiyeti, çocuğun okul kapısından girdikten sonra güvenliğini sağlayabilmektir.
Eğitim açlıkla, susuzlukla ve sağlıksızlıkla birlikte düşünülemez
Mesele yalnızca güvenlik de değildir.
Bir çocuk okula kahvaltı yapmadan gidiyorsa, gün boyunca yeterli beslenemiyorsa, temiz suya ulaşamıyorsa veya okul tuvaletlerinde temel hijyen koşulları sağlanamıyorsa eğitim politikasının önceliği ne olmalıdır?
Temiz su lüks değildir. Sağlıklı beslenme lüks değildir. Hijyen lüks değildir. Güvenli bir okulda eğitim görmek hiç değildir.
Bunlar çocukların temel haklarıdır.
Çocuğa “Derslerine çalış, başarılı ol, geleceğini kur” demek kolaydır. Fakat o çocuk açsa, kendisini güvende hissetmiyorsa veya sağlıksız bir ortamda eğitim görüyorsa yalnızca sınav başarısını konuşmak ne kadar gerçekçidir?
Eğitim, ders kitabından ve sınavdan ibaret değildir.
Eğitim; güvenli okul demektir.
Öğrencinin korkmadan okula gidebilmesi, öğretmenin şiddet ve tehdit endişesi yaşamadan ders anlatabilmesi, okul çalışanının can güvenliğinden endişe etmeden görev yapabilmesi demektir.
Mesele öğretmenle öğrenci arasında tercih yapmak değil
Bu tartışmayı öğretmenleri hedef alan bir noktaya taşımamak gerekir.
Çünkü öğretmen de güvenli bir çalışma ortamına ihtiyaç duyar. Şiddet tehdidi altında çalışan, ağır iş yükü taşıyan ve kalabalık sınıflarda görev yapan öğretmenin de korunmaya hakkı vardır.
Dolayısıyla mesele öğretmeni mi, öğrenciyi mi önceleyeceğimiz değildir.
Mesele, ikisini de koruyacak bir eğitim düzeni kurmaktır.
Bir öğretmenin kıyafeti yönetmeliğe uygun olabilir. Ama okulun güvenlik sistemi yetersizse asıl sorun oradadır.
Okulun duvarları yeni boyanmış olabilir. Fakat çocuk temiz suya ulaşamıyor, tuvaletlerde hijyen sağlanamıyor veya güvenlik açığı bulunuyorsa görüntüyü düzeltmiş, sorunu çözmemiş oluruz.
Bakanlığa açık çağrı
Milli Eğitim Bakanlığı yeni eğitim yılı öncesinde öncelikle okulların güvenlik ve yaşam koşullarını ortaya koymalıdır.
Hangi okulda kaç güvenlik görevlisi var?
Okul giriş ve çıkışları nasıl kontrol ediliyor?
Şiddete karşı hangi önlemler uygulanıyor?
Acil durumlara müdahale kapasitesi yeterli mi?
Okulların hijyen koşulları ne durumda?
Çocukların temiz suya erişimi sağlanıyor mu?
Maddi imkânı yetersiz öğrencilerin beslenme sorunları nasıl çözülecek?
Bunların cevabını toplum bilmelidir.
Sonra elbette öğretmenin kıyafetini de konuşalım.
Ama öncelik sırasını tersine çevirmeyelim.
Önce çocuğu koruyalım
Eğitim politikasının merkezinde çocuk olmalıdır.
Çocuğun can güvenliği, sağlığı, beslenmesi, temiz suya erişimi, hijyeni ve nitelikli eğitim hakkı güvence altına alınmalıdır.
Çünkü bir öğretmenin kıyafetindeki ayrıntı Türkiye’nin eğitim geleceğini belirlemez. Ama bir çocuğun okulda kendisini güvende hissetmemesi, bütün eğitim sistemimizi sorgulamamıza neden olmalıdır.
Yeni eğitim yılında hedefimiz; çocukların güvenle okula gittiği ve güvenle evlerine döndüğü, öğretmenlerin korkmadan ders anlattığı, okul çalışanlarının can güvenliği endişesi taşımadığı okullar olmalıdır.
Bunun için bütçe gerekir.
Planlama gerekir.
Denetim gerekir.
Şeffaflık gerekir.
Ve en önemlisi siyasi irade gerekir.
Çünkü çocukların güvenliği ertelenebilecek bir mesele değildir.
Yeni eğitim yılı başlarken anne-babanın aklındaki soru şu olmamalı:
“Öğretmen bugün ne giyecek?”
Asıl soru şu olmalı:
“Çocuğum bugün okuldan güvenli bir şekilde evine dönecek mi?”
Artık eğitimde öncelikleri doğru belirleme zamanı:
Önce can güvenliği.
Sonra sağlık ve hijyen.
Sonra beslenme ve temiz su.
Sonra nitelikli ve eşit eğitim.
Kıyafet düzenlemesi ise bütün bunların yanında, hak ettiği yerde konuşulsun.
Çünkü devletin başarısı, çıkardığı yönetmeliklerin çokluğuyla değil; çocuklarının ne kadar güvende, sağlıklı ve eşit şartlarda yetiştiğiyle ölçülür.
Bir çocuğun can güvenliği yoksa kıyafet tartışmasının ne anlamı var?
Önce çocuklarımızı koruyalım.
Sonra onları eğitelim.
Ve her şeyden önce onları insan onuruna yakışır okullara gönderelim.
Çünkü eğitimde asıl mesele öğretmenin nasıl göründüğü değil;
çocuğun okuldan nasıl çıktığıdır.

Bunları da Okuyabilirsiniz

Adalet Partisi Adana İl Başkanlığı’na Serkan Kaya Atandı

Adalet Partisi Adana İl Başkanlığı görevine, uzun yıllardır siyasetle yakından ilgilenen iş insanı Serkan Kaya …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir