hüseyin evgin

Çocuklar Fabrika Dumanına Değil, Gökyüzüne Bakmalıdır

Bugün 12 Haziran.
Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü.
Kürsüler kuruluyor. Raporlar açıklanıyor. İstatistikler yayınlanıyor.
Ama bir yerlerde sabah güneşi henüz doğmadan uyanan çocuklar var.
Ellerinde oyuncak yok.
Kitap yok.
Hayal yok.
Nasır var. Yorgunluk var. Mecburiyet var.
Bir ülkenin vicdanı, çocuklarının gözlerinde saklıdır. Eğer o gözlerde umut yerine yorgunluk büyüyorsa, yalnızca ekonomik bir krizden değil, aynı zamanda derin bir adalet krizinden söz etmek gerekir.
Çocuk işçiliği kader değildir.
Yoksulluğun, eşitsizliğin ve yanlış politikaların sonucudur.
Hiçbir çocuk doğarken sanayi sitesinin yolunu ezberlemez.
Hiçbir çocuk okul sıralarında öğrenmesi gereken hayatı, fabrika tezgâhlarının arasında öğrenmeyi seçmez.
Hiçbir çocuk oyun çağında çalışmayı istemez.
Onları oraya götüren şey; ailelerin omzuna yüklenen ağır geçim yükü, sosyal devletin eksik bıraktığı sorumluluklar ve emeği koruyamayan ekonomik düzendir.
Bugün milyonlarca emekçi anne ve baba, evladını okula göndermek ile sofraya ekmek koymak arasında sıkışıyorsa, mesele bireysel değildir.
Bu siyasetin meselesidir.
Bu devletin meselesidir.
Bu toplumun meselesidir.
Çünkü sosyal adalet yalnızca seçim meydanlarında alkışlanan bir slogan değildir.
Sosyal adalet; çocuğun okulda olmasıdır.
Sosyal adalet; annenin ve babanın insanca yaşayacak ücret almasıdır.
Sosyal adalet; çocukların geleceğinin piyasanın insafına bırakılmamasıdır.
Bugün bir çocuk çalışıyorsa, yalnızca çocukluğunu değil; eğitim hakkını, oyun hakkını ve geleceğini de kaybediyor demektir.
Oysa çocukluk, insan hayatının en kutsal emek dönemidir.
Öğrenmenin emeği.
Merak etmenin emeği.
Düş kurmanın emeği.
Oyun kurmanın emeği.
Ve hiçbir toplum, çocuklarının düşlerini çalarak kalkınamaz.
Nazım Hikmet yıllar önce işçilerin, yoksulların ve ezilenlerin hikâyesini yazarken aslında bugüne de sesleniyordu.
Çünkü onun dizelerinde de çocuklar vardı.
Yarınlara inanmak isteyen çocuklar.
Eşit bir dünya düşleyen çocuklar.
Bugün hâlâ bir çocuğun küçük elleri ağır yükler taşıyorsa, hâlâ bir çocuğun hayalleri üretim bantlarının arasında sıkışıyorsa, o ses bize aynı şeyi söylüyor:
Bir çocuk çalışıyorsa, birileri görevini yapmamış demektir.
Bir çocuk okuyamıyorsa, bir yerde adalet eksiktir.
Bir çocuk oyun oynayamıyorsa, toplum biraz daha yoksullaşmıştır.
Çocukların iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği, eğitimden uzaklaştığı, ucuz iş gücü olarak görüldüğü bir düzene alışmak, insanlığımızdan vazgeçmek demektir.
Bizim ihtiyacımız olan şey daha fazla istatistik değil.
Daha fazla vicdan.
Daha fazla dayanışma.
Daha fazla eşitlik.
Ve her şeyden önce çocukların emeğini değil, geleceğini koruyan bir siyaset.
Çünkü çocuklar fabrikanın siren sesiyle değil, okul zilinin sesiyle büyümelidir.
Çünkü çocukların elleri; demirle, kömürle ve makine yağıyla değil, boya kalemleriyle ve kitaplarla buluşmalıdır.
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, kasalarındaki para değil, çocuklarının gözlerindeki umuttur.
Ve unutmayalım:
Bir çocuğun sırtına yüklenen her çalışma yükü, toplumun omzundaki bir sorumluluğun eksikliğidir.
Bir çocuk tezgâh başındaysa, bir yerde eşitlik yarım kalmıştır.
Bir çocuk okuldan uzaksa, bir yerde adalet eksiktir.
Bu yüzden mücadelemiz çocukların çalışması için değil, çocukların gülmesi içindir.
Çünkü çocuklar fabrikanın karanlığına değil, özgür bir gökyüzüne bakmalıdır.
Çünkü çocuklar işçi değil, öğrencidir.
Çünkü çocuklar yalnızca bugünün değil, yarının da sahibidir.
Ve hiçbir toplum, çocuklarının çocukluğunu çalarak aydınlık bir gelecek kuramaz.

Bunları da Okuyabilirsiniz

POZANTI’YA SPOR VE TURİZM ALANINDA ÜÇ BÜYÜK YATIRIM MÜJDESİ

Pozantı Belediyesi ile Spor Toto Teşkilat Başkanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında, ilçeye yeni bir kapalı …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir