SOKAKLARIN YENİ SAHİBİ: “ÇOCUKLAR” MI, YOKSA VAHŞETİN KENDİSİ Mİ?

Eskiden Adana’nın arka sokaklarında çocukların elinde “çatapat” görürdük; bugün ise namlusuna mermi sürülmüş 9 mm’likler, ceplerinde ise empati duygusunun yerini almış sentetik uyuşturucular var. Bir psikoterapist olarak ofisimde haftalarca “bağlanma bozukluklarını” konuşabilirim ama bir gazeteci gözüyle dışarı baktığımda gördüğüm şey çok daha vahşi: Bir nesil, gözlerimizin önünde birer “infaz aparatına” dönüştürülüyor.

Son aylarda Türkiye’nin ve Adana’nın gündemine oturan çocuk cinayetlerini “münferit olay” deyip geçiştirenler, ya kördür ya da bu toplumsal çürümenin suç ortağıdır. Karşımızda sadece bir suçlu çocuk yok; karşımızda dijital algoritmalarla yıkanmış, cezasızlık kültürüyle emzirilmiş ve merhameti “zayıflık” sanan yeni bir patoloji var.

Neden Öldürüyorlar?

Psikoloji bilimi bize şunu söyler: Hiçbir çocuk katil olarak doğmaz. Ancak bugün Adana’nın kavurucu sıcağından daha yakıcı bir gerçek var; şiddetin estetize edilmesi. TikTok’ta paylaşılan “racon” videoları, Telegram gruplarında dönen vahşet görüntüleri ve dijital oyunlardaki “öldür ve yeniden başla” mantığı, çocuğun zihnindeki “ölüm” kavramını bir bilgisayar komutuna indirgedi.

Bugün çocuk, tetiği çektiğinde bir canın son bulacağını değil, bir üst seviyeye geçeceğini sanıyor. Çünkü sokaktaki abilerinden öyle görüyor, sosyal medyadaki idollerinden bunu duyuyor. Biz buna klinik dilde “disosyal gelişim” diyoruz; ben size sokak diliyle söyleyeyim: Vicdanın iflası.

Aileler Nerede?

Şimdi bana kimse “okulda eğitim şart” masalı anlatmasın. Eğitim sınıfta başlar ama ahlak ve vicdan sofrada, babanın bakışında, annenin şefkatinde şekillenir. Çocuğunun elindeki telefonda kimlerle konuştuğunu bilmeyen, çocuğunun harçlığının kaynağını sorgulamayan ebeveynler, yarın o çocuğun adliyedeki kelepçeli fotoğrafına bakıp “ben nerede hata yaptım?” diye sormasın. Hata, o telefonun ilk şifresini sormadığınız gün başladı.

Bu Yazı Bir Uyarıdır!

Bu sadece bir gazete köşesi değil, bir psikoterapistin imdat çığlığıdır. Eğer yargı sistemi “çocuktur” diyerek infaz kanunlarını gevşek bırakmaya devam ederse, eğer biz sokaktaki bu vahşi dönüşümü “sosyal medya trendi” sanmaya devam edersek; yarın kilitlediğiniz çelik kapılar da, korunaklı siteleriniz de sizi kurtarmaya yetmeyecek.

Adana’nın sokaklarında artık top koşturan çocukların sesini değil, motosikletli infazcıların egzoz sesini duyuyorsak; hepimiz bu suçun ortağıyız.

Şimdi kendinize şu soruyu sorun: Çocuğunuz şu an nerede ve cebinde ne taşıyor? Bir kitap mı, yoksa bir nefret mi?

Unutmayın; tedavi edilmeyen her yara, zamanla kangrene dönüşür. Ve bu şehir, artık daha fazla kangren taşıyamayacak kadar yorgun.

 

Bunları da Okuyabilirsiniz

hüseyin evgin

Misak-ı Millî: Bugün Hangi Maddesi Yürürlükte?

Misak-ı Millî’yi anarken genellikle sınırları konuşuyoruz. Oysa bugün asıl sorun harita değil; egemenliğin hangi alanlarda …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir