hüseyin evgin

Misak-ı Millî: Bugün Hangi Maddesi Yürürlükte?

Misak-ı Millî’yi anarken genellikle sınırları konuşuyoruz. Oysa bugün asıl sorun harita değil; egemenliğin hangi alanlarda fiilen aşındığıdır. Yüz yıl önce işgal altındaki bir ülkede yazılan bu metin, bugünün “normal” kabul edilen pek çok uygulamasını sorgulamayı zorunlu kılıyor.
Başlayalım ekonomiden. Misak-ı Millî, kapitülasyonları açık biçimde reddeder. Yani ekonomik kararların dış iradeye bırakılmasına itiraz eder. Bugün ise bütçe disiplininden faiz politikasına, üretimden borçlanmaya kadar pek çok başlık, dış finansman ihtiyacı ve uluslararası beklentiler üzerinden şekilleniyor. Ekonomi yönetimi, “piyasalar ne der” kaygısıyla hareket ediyorsa, burada artık bağımsızlıktan değil, yeni nesil kapitülasyonlardan söz etmek gerekir. Fark şu: Eskiden imzalar açık atılırdı, bugün şartlar sessizce kabul ediliyor.
Dış politikada tablo daha da çarpıcı. Misak-ı Millî, meşruiyet ilkesini merkeze alır. Sınır, güvenlik ve statü meselelerinde halk iradesini esas alır. Bugün ise dış politika, çoğu zaman iç kamuoyuna bilgi verilmeden, kapalı müzakereler ve ani yön değişiklikleriyle yürütülüyor. Bir gün “stratejik ortak”, ertesi gün “tehdit” ilan edilen aktörlerle kurulan ilişkiler, devlet aklının tutarlılığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Misak-ı Millî’nin denge ve gerçekçilik anlayışı, yerini günü kurtaran pragmatizme bırakmış görünüyor.
Göç meselesi ise Misak-ı Millî’nin en fazla görmezden gelinen boyutuna işaret ediyor: demografik egemenlik. Yüz yıl önce “milletin yaşadığı topraklar” vurgusu yapılırken, bugün milyonlarca insanın ülkenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını kökten etkileyecek biçimde yerleşmesi, neredeyse teknik bir ayrıntı gibi ele alınıyor. Oysa bu, yalnızca insani değil; aynı zamanda siyasi ve stratejik bir meseledir. Misak-ı Millî’nin ruhu, böylesi hayati kararların toplumsal mutabakat olmadan alınmasını kabul etmez.
Hukuk ve iç siyaset boyutunda da tablo farklı değil. Misak-ı Millî’nin ortaya çıkardığı temel ilke, egemenliğin kaynağının millet olmasıdır. Ancak bugün kuvvetler ayrılığı tartışmaları, yargının bağımsızlığına dair soru işaretleri ve karar alma süreçlerinin dar bir alana sıkışması, bu ilkenin kağıt üzerinde kaldığını düşündürüyor. Egemenlik sadece sandık günü hatırlanıyorsa, Misak-ı Millî’den değil, seçimli bir biçimselcilikten söz edilir.
En büyük çelişki ise şurada: Misak-ı Millî en çok dillendirilen metinlerden biri, ama en az uygulanan zihniyetlerden biri. Sürekli atıf yapılan bu belge, gerçek bir ölçüt olarak kullanıldığında rahatsız edici sorular sorar. Ekonomide kim karar veriyor? Dış politikada kim yönlendiriyor? Demografik geleceği kim belirliyor? Hukuk kimin adına işliyor?
Misak-ı Millî bir tarih metni değil, bir hesap cetvelidir. Bugün o cetveli açıp baktığımızda, artılarımızdan çok eksilerimizle yüzleşiyorsak, sorun belgede değil; onu hatırlama biçimimizdedir.

Bunları da Okuyabilirsiniz

GÜRER: “BORÇLU ÇİFTÇİYE KREDİ YOK DEMEK, GIDA ÜRETİMİNE DARBE VURMAKTIR”

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, çiftçilerin …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir